2014 HSYK Seçimlerine İlişkin İddialar

1825

2014 HSYK seçimlerinde bağımsız adayların desteklenmesi (Bu savunma maddesi sadece hâkim ve Cumhuriyet savcıları için uygundur.)

  • HSYK SEÇİM ÇALIŞMALARI

İddianamede HSYK Seçimleri ile ilgili olarak; ” Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üye seçimlerine atfedilen önemden dolayı, bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak, tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenledikleri, örgüt mensubu olmayan hâkim ve savcıları ise hediyeler alarak etkilemeye çalıştıkları, süreç boyunca “ByLock” olarak bilinen şifreli haberleşme programı üzerinden örgüt içi iletişim sağladıkları, sözde bağımsız adayların bir kısmının seçim gezilerini birlikte gerçekleştirdikleri, blok olarak örgüt adaylarına oy veren örgüt mensuplarının bir yandan da örgüt mensubu olmayan hâkim ve Cumhuriyet savcılarından sözde bağımsız adaylar için oy istedikleri, bu şekilde verilen blok oylar, sözde bağımsız adaylara örgütle bağlantılı olmayan hâkim ve Cumhuriyet savcılarından gelecek oylar, YARSAV listesinden seçime giren adaya ise YARSAV’ı destekleyen hâkim ve Cumhuriyet savcılarından gelecek oylarla seçimin kazanılmasının hedeflendiği, blok oy alamayacaklarını düşündükleri hâkim ve Cumhuriyet savcılarını ise siyasi görüşüne, hemşerilik bağına ya da ortak tanıdık bulunmasına göre en az bir veya birkaç adayları için oy vermeleri yönünde ikna etmeye çalıştıkları, şüphelinin de HSYK seçim sürecinde anılan örgüt yapılanmasında yer alan HSYK üye adayları lehine seçimde adliye ziyaretleri ve çalışmalar yaptıkları” genel olarak belirtilmiştir.

Yine iddianamede şahsımla ilgili olarak; “HSYK Seçimlerinde seçim çalışması yaptığı..”, “….adliyeye gelerek hâkim savcıları bağımsız adaylar için gezerek oy istediği” belirtilerek bu hususun Silahlı Terör Örgütü Üyeliğimin “kanıtı” olacağı ileri sürülmüştür.

Anayasanın 159. Maddesinde (Değişik: 7/5/2010-5982/22 md.) “Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu” nun yapısı ve görevleri düzenlenmiştir. Değişiklikten önceki 159/3 Maddesinde “yedi asıl ve dört yedek üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adlî yargı hâkim ve savcıları arasından adlî yargı hâkim ve savcılarınca, üç asıl ve iki yedek üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş idarî yargı hâkim ve savcıları arasından idarî yargı hâkim ve savcılarınca, dört yıl için seçileceği” hüküm altına alınmıştır. 4. Fıkrada , “Kurul üyeliği seçimi, üyelerin görev süresinin dolmasından önceki altmış gün içinde” yapılacağı, 5. Fıkrada ise “… birinci sınıf adlî ve idarî yargı hâkim ve savcıları arasından seçilecek Kurul üyeliği için her hâkim ve savcının; (1) oy kullanacağı seçimlerde, en fazla oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilir. Bu seçimler her dönem için bir defada ve gizli oyla yapılacağı”, 159/son fıkrada ise “Kurul üyelerinin seçiminin, ……. kanunla düzenleneceği” hüküm altına alınmıştır.

6087 Sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununu 18 vd Maddelerinde “Kurul Üyelerinin Seçimi ve Üyeliğin Sona Ermesi” ne ilişkin hükümler getirilmiştir. 6087 Sayılı Yasanın 22/1 Maddesinde, Adlî ve İdarî Yargı Hâkim ve Savcılarının Kurula Üye Seçiminin “Yüksek Seçim Kurulunun yönetim ve denetiminde yapılacağı”, 2. Fıkrasında “ Adlî yargı hâkim ve savcılarının Kurula üye seçmesi için, her ilde, il seçim kurulunun yönetim ve denetimi altında yapılacak seçimlerde, o ilde ve o ilin ilçelerinde görev yapan hâkim ve savcıların oy kullanacağı”, 3. Fıkrasında “İdarî yargı hâkim ve savcılarının Kurula üye seçmesi için, bölge idare mahkemelerinin bulunduğu illerde, o il seçim kurulunun yönetim ve denetimi altında yapılacak seçimlerde, o bölge idare mahkemesinde ve yargı çevresi içerisinde kalan yerlerde görev yapan idarî yargı hâkim ve savcıları oy kullanacağı” hüküm altına alınmıştır.

Anayasanın “Seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları” başlıklı 67. Maddesine göre herkes “kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme, seçilme hakkına” sahiptir.

AİHS 1 nolu Ek protokol 3. Maddesinde “Serbest seçim hakkı” düzenlenmiştir. Bu hükme göre seçimde “kanaatlerinin özgürce açıklanmasının sağlanması” AİHS kapsamında güvence altına alınmıştır.

AİHS nin 14. Maddesinde “Ayrımcılık yasağı” düzenlenmiştir. Bu hükme göre “Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya başka bir inanç, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa mensup olma, servet, doğum veya diğer bir statü gibi herhangi bir nedenle ayrımcılık yapılmaksızın güvence altına alınır.”

Yine AİHS nin 12 Nolu Ek protokolün 1. Maddesinde “Ayrımcılığın genel olarak yasaklanması” başlığı altında düzenlemeye gidilmiştir. Maddenin 1. Fıkrasında, “Hukuken temin edilmiş olan tüm haklardan yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya diğer kanaatler, ulusal ve sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensup olma, servet, doğum veya herhangi bir diğer statü bakımından hiçbir ayrımcılık yapılmadan sağlanır.”, 2. Fıkrasında “Hiç kimse, 1. paragrafta belirtildiği şekilde hiçbir gerekçeyle, hiçbir kamu makamı tarafından ayrımcılığa maruz bırakılamaz.” Hükümlerine yer verilmiştir.

Sözleşme’nin 14. maddesi, ayrımcılık yasağını düzenlemektedir. Bu maddeye göre, “Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma” ayrımcılık yapılmaksızın sağlanmalıdır. 14. madde, kişinin içinde bulunduğu hangi durum veya statü nedeniyle ayrımcılığa tabi tutulmasının yasakladığını belirler. Bunlar cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum gibi durum veya statülerdir. Ancak aynı cümlenin devamında “gibi herhangi bir nedenle” ifadesinin kullanılmış olması yasaklanan ayrımcılık sebeplerinin sayılanlarla sınırlı olmadığını ortaya koymaktadır.

Ayrımcılık yasağını düzenleyen 14. madde, Sözleşme’deki diğer haklardan bağımsız bir hak tanımaz. Bu maddeye göre, sadece “bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma” bakımından ayrımcılık yasaklanmıştır. Mahkeme önüne getirilen şikâyetin dayandığı olaylar Sözleşme’deki haklardan en azından birinin kapsamına girmiyorsa, 14. madde uygulanamamaktadır. ( Abdulaziz, Cabales ve Balkandali, §71; Petrovic, §22).

Ancak 1 Nisan 2005 tarihinde yürürlüğe giren 12. Protokol, ayırımcılık yasağının kapsamını genişletmiş ve genel bir ayrımcılık yasağı getirmiştir. Sözleşme’nin 14. Maddesi sadece “Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma” bakımından ayrımcılık yasağı getirmiş olduğu halde, bu Protokolün birinci maddesi “hukuk tarafından tanınmış bir haktan yararlanma” bakımından ayrımcılık yasağı öngörmüştür. Bu Protokol ile bağlı devletler, artık kendi ülkelerinde bulunan herkese tüm işlemlerde hiçbir ayrım yapmadan eşitliği sağlama yükümlülüğü altına girmişlerdir.

Türkiye, 12. Protokolü 18 Nisan 2001 tarihinde imzalamış, ancak henüz onaylamamıştır.

Ayrımcılık yasağının bağımsız bir varlığının olmaması, bu düzenlemenin “özerk yorumuna” engel değildir. Sözleşme’deki bir hakkın ihlal edildiği iddiası tek başına ele alındığında, o hakkın ihlal edilmediği sonucuna varılabilir. Ancak aynı hakkın 14. Maddeyle bağlantılı olarak incelenmesi sonucu, o hakka müdahalenin ayrımcılık oluşturduğu ve 14. maddenin ihlal edildiği sonucuna varılması mümkündür. 14. maddenin ihlal edilmiş sayılması için, Sözleşme’deki hakkın tek başına ihlal edilmiş olması şartı yoktur. Ele alınan hakkın niteliği ne olursa olsun, 14. madde, hak ve özgürlükleri düzenleyen her bir maddenin bütünleyici bir parçasını oluşturur. (Castells – İspanya; Airey –İrlanda; Kremzow – Avusturya) [1]

AİHS’ nin 9. Maddesinde “Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü”, 10. Maddesinde “İfade özgürlüğü” güvence altına alınmıştır.

Sözleşme’nin 10. maddesi ifade özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Bu özgürlük, “toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur” (Handyside). Bu yaklaşım, içeriği ne olursa olsun ve nereden gelirse gelsin, 10. maddenin kural olarak her ifadeye uygulanabilir olduğu anlamına gelmektedir. Mahkeme’nin “Handyside” kararındaki artık klasikleşen ifadelerine göre: “İfade özgürlüğü, 10. maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen ‘haber’ ve ‘düşünceler’ için değil, ama ayrıca devletin veya toplumun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz.”[2]

Bir yargı mensubu olarak Anayasa da yer alan düzenleme uyarınca HSYK seçimlerinde oy kullanmam, Anayasanın 67. Maddesinde “seçme ve seçilme hakkı” olarak güvence altına alınmış “Anayasal bir hak” tır. Söz konusu anayasal hak, aynı zamanda AİHS’ nin 9., 10., 14. Maddeleri ile AİHS 1 Nolu Ek protokol ve 12 Nolu Ek protokol ile de sözleşme kapsamında teminat altına alınmıştır.

Bir yargı mensubunun, HSYK seçimlerinde bir kısım adaylar için fikir beyan etmesi, yargı bağımsızlığını savunacağını düşündüğü adayları desteklemesi, hatta desteklediği adaylar lehine bir takım seçim çalışmaları yürütmesi “anayasal hakkın” kullanılması niteliğindedir. HSYK seçimlerinde kimlerin aday olabileceği, adaylık şartları yasal olarak düzenlenmiştir. Adaylık başvuruları, adaylığa kabul ve diğer tüm seçime ilişkin işlemler YSK tarafından yerine getirilmektedir. Bir kısım adayların “Silahlı Terör Örgütü Üyeliği” ile Anayasal suçları işlediği iddiası ile suçlanmaları seçim döneminde gündeme gelmemiş, adaylıkları YSK tarafından da kabul edilmiştir.

HSYK Seçimlerine YBP platformunun adayları ve YARSAV liste halinde girmişlerdir. Bunun dışında bir kısım adaylar da bağımsız aday olarak seçime katılmışlardır. Seçmen olarak oy kullanan Hakim-Savcılar da seçime katılan adaylar arasından; “özgür iradelerine”, “dünya görüşlerine”, “düşünce ve kanaatlerine” göre bir kısım adayları tercih etmişlerdir. Hâkim ve savcıların farklı saiklerle hareket ettiğini ileri sürmek, saikin iç dünyaya ait bir konu olması nedeni ile kanıtlanması mümkün olan bir husus değildir. Kaldı ki saikin araştırılmasının bir önemi de bulunmamaktadır. Seçimlerde beğendiğim, uygun gördüğüm adayları tercih etmek suretiyle oyumu kullandım. Seçimlerde kim tarafından, hangi adayın desteklendiğinin araştırılması, araştırmanın ötesinde “silahlı terör örgütü üyeliği” suçunun kanıtı olarak iddianamede yer alması “ayrımcılık” yasağının somut örneğini oluşturmaktadır. Suçlamanın hukuka aykırı, siyasi bir suçlama olduğunu göstermektedir.

“Demokratik bir toplum/hukuk/Devlet düzeninde, amaç gayri meşru-araç meşru ifadesini doğrulayan davranışlar meşrudur, serbesttir; bunlar suç sayılmazlar. Türk toplumu, hukuku ve hukuku ile biçimlenen Devleti, değiştirilmesi bile teklif edilemeyen Anayasasının 2. maddesi hükmü gereğince, ” .. Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti”dir. Öyleyse, bu hukuk düzeninde, amaç gayri meşru-araç meşru ifadesini sağlayan beşerî davranışlar serbesttir, yasaklanamazlar.” [3]

Anayasal bir hakkın kullanılmasının suç tanımı içinde değerlendirilmesi iddianamenin bir “hukuk garabeti” olduğunu göstermektedir. Anayasal bir hakkın kullanılmasının suç tanımı içine sokulması “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesine, “suç ve cezaların şahsiliği” ilkesine aykırıdır. Anayasal meşru bir hakkın kullanımı, “suç” olarak kabulü mümkün edilemeyeceği gibi her hangi bir suçun “kanıtı” olarak da kabul ileri sürülemez. Yasal ve meşru bir hakkın kullanılmasının “suç kanıtı” olarak ileri sürülmesi, “delilin yasallığı” ilkesine aykırılık oluşturmakla birlikte kanıt olarak ileri sürenlerin “görevlerini kötüye kullandığını” gösterir.

Sonuç olarak, yasal ve meşru bir hakkın kullanılması çerçevesinde HSYK Seçimlerinde bir kısım adaylar lehine çalışma yürüttüğümün ilerisi sürülmesi, Silahlı Terör Örgütü Üyeliği suçunun “kanıtı” olarak değerlendirilemez ve hükme esas alınamaz.


Yarsav üyesi olarak HSYK seçim faaliyeti yapılması. (Bu savunma maddesi sadece hâkim ve Cumhuriyet savcıları için uygundur.)

YARSAV’A ÜYE OLMAK 

İddianamede, “…bu kapsamda YARSAV derneğine de sızılarak bu derneğin seçimlerin kazanılması için kullanıldığı, örgütün seçimlerde gerçekte örgütle bağlantılı olan 11 kişilik bir liste ile seçime girdiği, bu adaylardan 10’ unun bağımsız aday olarak, YARSAV (Yargıçlar ve Savcılar Birliği) listesinden seçime giren bir örgüt mensubunun da YARSAV adayı olarak lanse edildiği,” değerlendirmelerine yer verilmiştir.

İddianamede şahsımla ile ilgili olarak, “Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 00.00.2016 tarih ……. sayılı yazısı ile; Şüphelinin …. Tarihinde …. üye no ile YARSAV üyesi olduğu ve üyeliğinin devam ettiği” belirtilmiş, daha sonra “Silahlı FETÖ/PDY terör örgütünün lideri Fetullah GÜLEN’in sohbet ve vaaz adı altında şifreli şekilde gönderdiği talimatlar ile YARSAV (Yargıçlar ve Savcılar Birliği) derneğine sızılarak bu derneğin ele geçirilmesi ve kullanılması talimatı doğrultusunda şüphelinin de, bu talimat gereği …… tarihinde YARSAV’ a üye olduğuna yönelik tespitlerin” bulunduğu belirtilerek YARSAV’a üye olmam “Silahlı Terör Örgütü Üyeliği” suçunun kanıtı olacağı ileri sürülmüştür.

Yargı derneği olarak faaliyet gösteren YARSAV’a, herhangi bir örgüt liderinin veya başka bir kimsenin şifreli veya açık talimatı, baskısı, yönlendirmesi veya zorlaması ile üye olmadım. Böyle bir şeyin olması da mümkün değildir. Kendi özgür iradem ile söz konusu derneğe üye oldum. Şahsımın YARSAV yönetimini ele geçirmek, HSYK seçimlerde YARSAV’ı kullanmak gibi ne bir düşüncesi ne de bir eylem ve faaliyeti olmamıştır.

Bununla birlikte, üyesi olduğum Dernek yasal olarak kurulmuş ve Anayasa ve yasalara uygun olarak faaliyet gösteren bir dernektir. Derneğin KHK ile Kapatılmasına karar verildiği tarihten sonra şahsımın söz konusu dernekle bir ilişkisi kalmamıştır.

YARSAV’ ın kuruluş amacı derneğin tüzüğünde yazılıdır. Derneğin bunun dışında başka bir amacı bulunamaz. Derneğin tüzüğünde yer alan bu amaçlar ve ilkeleri kendisi için uygun bularak derneğe üye olmuş bulunmaktayım. Dernek ve tüzüğü denetimden geçmiş ve her hangi bir hukuka aykırılık yaptırımı ile karşılaşmamıştır.

Anayasamızın 33. Maddesinde “Dernek Kurma Özgürlüğü” Düzenlenmiştir. Buna göre; “Madde 33.- (Değişik: 4709 – 3.10.2001 / m.12) Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine sahiptir. Hiç kimse bir derneğe üye olmaya ve dernekte üye kalmaya zorlanamaz. Dernek kurma hürriyeti ancak, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlak ile başkalarının hürriyetlerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir. Dernek kurma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.”

AİHS’ nin 11. Maddesinde Dernek Kurma ve Toplantı Özgürlüğü düzenlenmiştir. Buna göre; “1. Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak, demek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve sendikalara katılmak haklarına sahiptir.

  1. Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabilir. Bu madde, bu hakların kullanılmasında silahlı kuvvetler, kolluk mensupları veya devletin idare mekanizmasında görevli olanlar hakkında meşru sınırlamalar konmasına engel değildir.”

Anayasa ve AİHS ile teminat altına alınan dernek kurma ve üye olma özgürlüğü hakkımı kullandım, yasal olarak kurulan ve OHAL KHK ile kapatılana kadar da mevzuata uygun olarak faaliyetine devam etmiş olan YARSAV derneğine üye oldum. Derneğin suç faaliyeti içinde bulunduğu tespit edilmiş değildir. Aksi bir durumda Anayasa’ da TMK da düzenlendiği üzere Derneğin faaliyetine son verilmesi gerekirdi. Faaliyetin devam etmesi derneğin yasa dışı veya konusu suç teşkil eden bir faaliyetinin bulunmadığını ortaya koymaktadır. Kaldı ki, derneğin yönetim organlarında da yer almadım. Sadece dernek üyeliğim söz konusudur. Hukuk devletlerinde, dernek kurma ve dernek üyesi olma gibi temel ve meşru bir hakkın kullanılması suç yada suç delili olarak ileri sürülemeyecektir.

Açıklanan tüm nedenlerden dolayı; şahsımın her hangi bir suç işleme amacı bulunmamaktadır, her hangi bir silahlı terör örgütüne üyeliği de söz konusu değildir. Meşru ve yasal bir hakkımı kullanarak YARSAV derneğine üye oldum. Dernek üyeliği suç tanımı içinde değerlendirilebilecek bir husus olamaz.

[1] Prof. Dr. Osman DOĞRU, Dr. Atilla NALBANT, insan Hakları Avrupa Sözleşmesi, 2. Cilt, s.603 vd

[2] Prof. Dr. Osman DOĞRU, Dr. Atilla NALBANT, insan Hakları Avrupa Sözleşmesi, 2. Cilt, s.181 vd

[3] Prof. Zeki HAFIZOĞULLARI, TCK’ da Örgütlü Suçluluk Makalesi- http://www.zekihafizogullari.com/Makaleler/orgutlu%20sucluluk.doc

[4] Prof. Dr. İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 2. Bası, 2007, s.28

[5] Aynı eser s.558