BM: ByLock Suç Delili Olmaz

6279

BM İnsan Hakları Konseyi Haksız Tutuklamalar Çalışma Grubu (HRC-WGAD / BM-KTÇG) sırf ByLock kullanma nedeniyle kişilerin soruşturmaya tabi tutulmalarının ve özgürlüklerinden mahrum edilmelerinin hukuka aykırı ve keyfi olduğuna karar verdi (A/HRC/WGAD/2018/42).

Olaylar Zinciri

Mestan Yayman Antalya vali yardımcısı olarak görev yapıyordu. Muğla’da ailesine sılaı rahim için gitmişti. 1 Eylül 2016 günü gözaltına alınıp Antalya’ya götürüldü. 7 gün boyunca neyle suçlandığına dair hiçbir açıklama yapılmadı; hatta ilk 5 gün hiçbir avukatla da görüştürülmedi. İlk kez 7 Eylül’de savcının huzuruna çıkarıldı. Savcıdan bir tanığın, kendisi hakkında ‘FETÖ/PDY üyesi’ olduğuna dair beyanda bulunduğunu, ayrıca kızını Gülen Hareketi ile ilişkili ‘yasal’ bir okula gönderdiğinin tespit edildiğini öğrendi. Savcılık sorgusundan sonra akşam geç saatlerde, adli kontrolle serbest bırakıldı.

Yayman hiç olmazsa kâbusun kısmen de olsa geçtiğini düşünüyor, neler olup bittiğini, neler yaşadığını daha salim bir kafayla değerlendirmeyi planlıyordu ki 8 Eylül 2016 da tekrar gözaltına alındı. Serbest bırakılalı daha 24 saat bile olmamıştı. Yine günlerce hiçbir açıklama yapılmadan gözaltında tutuldu. 11 Eylül’de başka bir savcıya çıkarıldı. Avukatının beklenmesini istedi. Fakat yeni savcı kabul etmedi. İfadesi avukatı olmadan alındı. Bu kez yine bir tanık beyanına göre ‘2013 öncesi Gülenistlerin sohbetlerine katıldığı’ bilgisini edinmişlerdi. Tutuklandı, cezaevine gönderildi.

Yetmedi. Dahası var. 10 ay sonra 2 Haziran 2017 de savcı tekrar sorguya çağırdı, ‘Aralık 2014 tarihinde ByLock kullandığı’ iddiasında ve suçlamasında bulundu. Yayman tabi ki suçlamaları reddetti. BM e yaptığı başvuruda da, söz konusu isnatların istihbarat ve fişleme bilgilerine dayandığını, bunların da ceza muhakemesi mevzuatına göre delil olamayacağını belirtti.

Ağır ceza mahkemesi Yayman’ı ‘silahlı terör örgütü üyesi olmak’ suçunu irtikap ettiği gerekçesiyle 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı.

BM-KTÇG nun Değerlendirmesi

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu, başvuran hakkında yapılan işlemler ve uygulamalar ile Türk yetkililerin soruşturma, kovuşturma ve yargılama işlemlerini, BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (BM-İHEB) ve BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi (BM-MSHS) çerçevesinde inceleyerek şu sonuçlara ulaşmıştır:

Başvuranın,

  • Neyle suçlandığının derhal bildirilmesi hakkı (BM-MSHS 9 § 2),
  • Gözaltına alındığı andan itibaren avukatına erişim hakkı (BM-MSHS 9 § 4)
  • Özgürlükten yoksun bırakmanın hukuka uygunluğunu denetleyecek etkin başvuru hakkı (BM-MSHS 14)

İhlal edilmiştir.

Ayrıca,

  • Sadece “ByLock kullanma” ve/veya
  • “Gülen Hareketince organize edilen dini sohbetlere katılma” terör örgütü suçlamasına dayanak yapılamaz;
  • Bunları yapan kişinin suç işlediği iddia ediliyorsa, o suçun delillerinin ayrıca gösterilmesi ve ispatlanması gerekir;
  • ByLock kullanmak düşünce ve ifade özgürlüğünü kullanmadan ibarettir,
  • Çünkü BM-MSHS 19 § 2, her türlü düşünce açıklamasını ve bu açıklamaları yayma yöntemlerini de korur. Buna, görsel ve işitsel, elektronik ve İnternet temelli bilgiyi iletme ve açıklama yöntemleri de dahildir.
  • Düşünce ve ifade özgürlüğü, bireyin tam olarak kişiliğini geliştirmesinin olmazsa olmaz şartlarıdır.
  • Ayrıca bu özgürlükler, her özgür ve demokratik toplumun temel taşlarındandır.
  • Türk makamlarının gerekçeleriyle kişinin tutuklanması ve yargılanması, düşünce özgürlüğü, düşünceyi açıklama özgürlüğü, barışçıl toplantı yapma ve örgütlenme özgürlüğünün ihlalidir.
  • Bunlar temel hakların kullanılmasıdır;
  • Temel hakların kullanılması nedeniyle kişi hakkında soruşturma ve yargılama yapılamaz.

Bundan başka,

  • Bir topluluk veya gruptan bazıları yasa dışı eylemlere karışmış, şiddete bulaşmış olsa dahi, o grubun bütün mensupları sorumlu tutulamaz. Grubun veya grup içinden bazılarının suça karışacağından, şiddete başvuracağından habersiz olan diğer grup üyeleri veya sempati duyanlar ceza soruşturmasına muhatap olamaz.
  • Zaten, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Memorandum’unda belirtildiği gibi (CommDH(2016)35, 7 October 2016, p. 4.), “bir Türk vatandaşı için, hayatının herhangi bir aşamasında Hizmet Hareketi ile şu ya da bu şekilde iletişime geçmiş olmaması veya ilişki kurmamış olması son derece istisnai bir durumdur”.

Diğer taraftan,

  • Başvuranın suç teşkil eden eylemi gösterilmeden, sadece Bylock kullanması ve Gülen Hareketi sohbetlerine katılması nedeniyle soruşturma yapılması, politik veya diğer görüşleri nedeniyle veya statüsüne dayalı olarak ayrımcılığa tabi tutulduğunu ve bu nedenle özgürlüğünden yoksun bırakılmasının keyfi olduğunu gösterir.

Sonuç olarak.

  • Başvuranın ByLock kullanması ve Hizmet Grubu sohbetlerine katılması nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılması, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 3, 9, 10, 19 ve 20. maddeleri ile BM-MSHS’nin 9, 14, 19, 21, 22 ve 26. maddelerinin (özgürlük ve güvenlik hakkı, âdil yargılanma hakkı, ifade hürriyeti, toplanma hürriyeti, örgütlenme hürriyeti, hukuk önünde eşitlik hakkı) ihlalidir.
  • Netice itibariyle başvurana yapılan uygulamalar ve tutuklama keyfidir.

BM-KTÇG nun bu kararı fevkalade önemlidir. Çünkü Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu, bütün dünya ülkelerinde yargılamalar ve tutuklamalar hakkında BM e yapılacak şikayet ve başvuruları inceleyip karara bağlayacak yegane heyettir. Gerçi Grub’un tıpkı AİHM gibi kararlarını icra ve infazı takip yetkisi yoktur. Fakat siyasi olarak etkisi ve nüfuzu AİHM den daha fazladır. Zira AİHM bölgeseldir, Avrupa Konseyi coğrafyasını kapsar; BM-KTÇG ise bütün dünyaya hitap etmektedir.

BM çatısı altında çalışma gruplarından başka, tematik konular hakkında özel raportörler de bulunmaktadır. Bunlar konularında uzman olup kendilerine gelen vakıalar veya başvurular hakkında inceleme ve araştırma yaparak sonucu rapor halinde BM İnsan Hakları Konseyi’ne sunmaktadırlar. Hiyerarşi, etki alanı ve ağırlığı bakımından çalışma gruplarının daha üstün olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü raportörün tek bir uzman olmasına karşılık grup heyet olarak çalışmaktadır ve idari yapılanmada daha üsttedir.

BM nin Önceki Rapor ve Kararları

BM daha önce de ByLock veya başka konular nedeniyle son yıllarda Türkiye’den yapılan başvurular üzerine yahut da görev alanı gereği kendiliğinden harekete geçerek, yetkili kişi veya organları vasıtasıyla, incelemelerde bulunup kararlar vermiştir.

Mesela İfade Özgürlüğü Özel Raportörü David Kaye, 7 Haziran 2017 tarihinde yayınlanan raporunda, ByLock nedeniyle yapılan keyfi muamelelere, gerekçe ve delillerdeki zayıflığa dikkat çekmişti (A/HRC/35/22/Add.3).

BM-KTÇG daha önce Rebii Metin Görgeç (A/HRC/WGAD/2017/1), Cumhuriyet Gazetesi çalışanları ve gazetecileri (A/HRC/WGAD/2017/41), Kürşat Çevik (A/HRC/WGAD/2017/38) hakkında da benzer sebepler nedeniyle yine benzer gerekçelerle işlemlerin ve tutuklamaların keyfi olduğuna hükmetmişti.

Türk Yargısının Cüreti

BM-KTÇG kararında açıklandığına göre, Yayman 3 Ocak 2018 de yapılan ikinci ve son duruşmada “Türk İstihbarat Servisi tarafından gönderilen Excel dosyasının içeriğini çürüten herhangi bir delil sunamadığı; gizli servis tarafından hazırlanan listede ByLock kullanıcısı olarak isminin yer alması, bir kişinin terör örgütü üyesi olarak kabul edilmesi için tek başına yeterli olduğu” gerekçesiyle ‘silahlı terör örgütü üyesi olmak’ suçundan suçlu bulundu (paragraf: 16). Toplam 7 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm edildi.

Adı geçenin gözaltına alındığı tarihte unvanının vali yardımcısı olduğunu hatırlatalım. Elbette herkes eşittir. Ve elbette nazarî olarak vali yardımcılarının, hatta kralların da suç işleme ihtimali potansiyel olarak vardır. Fakat toplum önünde üst seviyede itibar, mevki, makam sahibi kişilerin suç isnadıyla derdest edilmesi için elle tutulur, gözle görülür ciddi delillerin olması beklenir. Ceza ve muhakeme hukukunun hiçbir usulüne ve yöntemine uyulmadan, hiçbir hâkim kararı olmadan elde edilen ve üstelik sonradan üzerinde pek çok işlem yapılan elektronik bilgilerle, ByLock verileriyle kişilere suç isnadında bulunmak … Bu ne kadar elle tutulur ne kadar gözle görülür bir delil ve bulgudur, vicdanlara bırakıyorum. Esasında başta aktarılan ‘olaylar zinciri’ bile tek başına, yaşananların hukukla, yargılamayla, adaletle ilgisinin ne kadar olduğunu gösteriyor.

Fakat ben daha bariz ve bütün süreci, yaşananları birkaç kelimede açıklayan bir vakıaya odaklanmak; yoldan çıkan Türk yargısının, iki yıllık maceranın ardından geldiği noktaya dikkatleri çekmek istiyorum. BM-KTÇG kararının 16. paragrafında özetlenen mahkûmiyet gerekçesine bakın lütfen. Aktarıldığına göre, Türk yargısı 1) MİT in yani istihbarat teşkilatının hazırladığı Bylock kullananlar listesinde bir kişinin adının geçmesinin tek başına silahlı terör örgütü üyeliği hükmüne varmak için yeterli olduğu ve 2) sanığın da bunu çürüten herhangi bir delil sunamadığı gerekçelerine dayanarak Yayman’a ‘silahlı terör örgütü üyeliği’ suçunu işlediği sonucuna varmış ve 7 yıl 6 ay hapis cezası vermiştir.

‘Masumiyet karinesi’ kavramını aklı başında ve temyiz kudretine sahip olup da duymayan yoktur sanırım. Bütün insanlar karine ve kural olarak masumdur. Devlet, yani soruşturma ve yargılama makamları birinin suç işlediğine kanilerse, bunun delillerini ortaya koyarlar, ispatlayabilirlerse artık o kişiye ‘suçlu’ denebilir. Bu kadim kural binlerce yıldır, hemen bütün medeniyetlerde, medenîler arasında geçerli olan sabit bir hükümdür. Görüldüğü gibi Türk yargısı en başta istihbarat verilerine ve fişlemelerine göre Yayman’ı ‘silahlı terör örgütü üyesi’ olarak mahkûm etmiş; sonra da Yayman’dan aksini ispatlaması istenmiştir.

Şimdi anladınız mı, bir kaç yıl içinde Türkiye’nin ‘hukukun üstünlüğü’ endeksinde 50 li sıralardan, en gerilere 101. sıraya neden çakıldığını; Amnesty İnternational, HRW, Sınır Tanımayan Gazeteciler gibi dünya çapında itibarlı, teşkilatlı ve etkili STK ların gözlem ve raporlarında, ‘Türkiye’de hukuk yok edilmiş, insanların en temel hakları ihlal ediliyor’ diye bas bas neden bağırdıklarını; Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı gibi resmi ve siyasi teşkilatlar, kurumlar, kuruluşların niçin en üst seviyeden uyarı üstüne uyarı yayınladıklarını.

Sonuç Olarak

Netice itibariyle BM-KTÇG şu hususlarda açık ve net bir şekilde tavrını ve görüşünü ortaya koymuş, kararını vermiştir:

  • Hizmet Hareketi sohbetlerine katılmak,
  • Bylock kullanmak,
  • Okul, dernek, sendika gibi meşru, açık ve devlet kontrolünde faaliyet gösteren müesseselerden hizmet almak veya buralara üye olmak

Tek başına kişiyi suçlamak, hakkında soruşturma veya kovuşturma yapmak için yeterli değildir.

  • Bir kişi hakkında, yukarıda sayılanların yanında, ayrıca herhangi bir suç isnadı yapılıyorsa, buna ilişkin deliller usulünce ortaya konulmalı ve suç olarak tanımlanan eylemi kişinin işlediği, yaptığı ispatlanmalıdır; aksi halde hakları ve hukuk ihlal edilmiş olur.
  • Sayılan eylemler ve olgular, demokratik toplum düzeninin ve hukukun üstünlüğüne bağlı devlet yapılanmasının temelleri olan, ifade hürriyeti, toplantı yapma hakkı ve hürriyeti ile örgütlenme hakkı ve hürriyeti kapsamında kalmaktadır.
  • 15 Temmuz 2016 tarihinden önceki olaylar, işlemler ve eylemler hakkında ‘terör’ isnadı zaten mümkün değildir;
  • 15 Temmuz 2016 sonrası için de herhangi biri hakkında suçlama varsa, bu suçun bulguları, delilleri mutlaka ispatlanmalı, ayrıca bu eylemlerle kişi arasındaki illiyet bağı da mutlaka kurulmalıdır;
  • Ayrıca suç işleyen veya şiddete bulaşan kişi herhangi bir grubun, hareketin, topluluğun üyesi veya mensubu ise ve/veya suç grup adına işlenmişse, şiddete ve suça bulaşmayan grubun diğer üyeleri, sempatizanları, ilgilileri suçlamalardan, soruşturmalardan ve kovuşturmalardan ayrık tutulmalıdır.
  • Eldeki dosyada, başvuranın ByLock kullanması ve Hizmet Grubu sohbetlerine katılması nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılması, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 3, 9, 10, 19 ve 20. maddeleri ile BM-MSHS’nin 9, 14, 19, 21, 22 ve 26. maddelerinin (özgürlük ve güvenlik hakkı, âdil yargılanma hakkı, ifade hürriyeti, toplanma hürriyeti, örgütlenme hürriyeti, hukuk önünde eşitlik hakkı) ihlalidir.