Değerlendirme ve Talepler

4507

Silahlı terör örgütü üyeliği suçunun hâkim ve cumhuriyet savcıları açısından iddianamede ileri sürülen hususlar bağlamında değerlendirilmesi (Bu savunma maddesi sadece hâkim ve cumhuriyet savcıları için uygundur.)

İddianamede, “Yargıtay 16’ncı Ceza Dairesince temyizen incelendiği ve 21/04/2016 günü karara bağlandığı, Dairenin bir “hukuk manifestosu” niteliğindeki bozma ilâmı ile…” değerlendirmesine yer verilmiştir. İddianamede, Yargıtay 16. CD’ nin kararı “hukuk manifestosu” olarak değerlendirilirken, hakkımda yürütülen soruşturma ve kovuşturmada söz konusu kararda yer verilen ilkelerin hemen hemen hiç birisine uyulmadığı yukarıda örnekleri ile açıklanmıştır. (İDDİANAMEDE YER ALAN HUSUSLARA GÖRE EKLENİP ÇIKARTILABİLİR.)

İddianamede şahsımın Silahlı Terör Örgütü Üyesi olduğuna ilişkin olarak ileri sürülen “kanıt” olduğu iddia edilen “Bylock” hususu tümüyle açıklanmıştır. İleri sürülen “Bylock” konusunun aleyhime kanıt olma niteliği bulunmamaktadır. Yapılacak teknik inceleme ile de bu programı kullanmadığım açıkça ortaya çıkacaktır. Yine iddianamede hakkımda “kanıt” olarak ileri sürülen “tanık, gizli tanık ve şüpheli beyanları”, “HSYK Seçim çalışmaları”, “Bir kısım soruşturma ve kovuşturmalara ilişkin iddialar”, “Çocuğunu Eğitim Kurumuna göndermek”, “YARSAV Üyeliği” hususları yukarıda ayrıntılı olarak teke tek açıklanmıştır. Şahsım ile ilgili olarak “Silahlı Terör Örgütü Üyeliği” suçuna kanıt olarak ileri sürülen hususların hiçbiri hukuka uygun olarak elde edilmiş kanıt niteliğinde olmadığı gibi söz konusu iddia edilen suçu kanıtlamaya elverişli nitelikte de değildir. İleri sürülen konular, yasal ve meşru haklarımın kullanımı niteliğinde olup, suç tanımı içinde değerlendirilemeyecek hususlardır.

Bir yargı mensubuyum. Her hangi bir “Silahlı Terör Örgütü” nün hiyerarşik yapısı içinde bulunmam söz konusu değildir. Hiyerarşik yapı içinde bulunduğum ileri sürülüyor ise, bu hiyerarşik yapı içindeki durumum, konumum, üstümde yer alan isimler, bu kişilerle irtibatım vs. şüpheye yer vermeyecek netlik ve kesinlikte açıklanmalıdır. Böyle bir durum iddianamede ileri sürülmüş değildir. Bu yönde hiçbir kanıt da ortaya konulmamıştır.

Şahsımın, herhangi bir Silahlı Terör Örgütü yapısı içine, Silahlı Terör Örgütünün “Devletin Güvenliğine ve Anayasal düzenine karşı” suç işleme AMACINI bilerek ve isteyerek dahil olması söz konusu değildir. Daha önce cemaat olarak ifade edilen yapı içinde yer almadım, okul ve dershanelerine gitmedim, yurt veya evlerinde kalmadım. Zaten İddianamede böyle bir iddiada da bulunulmamaktadır.

Şahsımın Silahlı bir terör örgütü ile veya Anayasal Suçların işlenmesi amacına yönelik başka bir faaliyet veya eylem içinde olması söz konusu değildir.

Silahlı Terör Örgütü Yöneticiliği ve üyeliği suçlarında, Eylem ve faaliyetlerin sürekliliği, çeşitliliği ve yoğunluğu ile örgüt ile organik bağ kriteri aranır. Şahsımın bu anlamda herhangi bir eylemi ve/veya faaliyeti söz konusu değildir. Doğal olarak bu faaliyetlerin “çeşitliği ve yoğunluğu” durumu da söz konusu olmayacaktır. Silahlı Terör Örgütü ile organik bağım bulunmamaktadır. Şahsımın yasalara aykırı herhangi bir faaliyeti yoktur. Görevimi Anayasada ve yasalarda sınırları çizilen kapsamda, vicdani kanaatlerime göre yerine getirmiş bulunmaktayım.

Somut olayda, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin yukarıda açıklanan kriterleri bağlamında; Örgütün nerede, ne zaman, kim ya da kimler tarafından ne amaçla kurulduğunun somut olarak ortaya konulması gerekmektedir. Şahsımın söz konusu Silahlı Terör Örgütü ile nerede ne zaman kimler vasıtasıyla organik ilişki kurduğu hususu açıklanamamıştır. Şahsımın iddia ve isnat edilen örgütle bağlantısı, genel açıklamalar ve soyut cümlelere atıf yapılarak ortaya konulamaz. Bu konuda somut delilerin ortaya konulması gerekir. Ancak, şahsım ile ilgili olarak bu yönde, herhangi bir somut kanıt ileri sürülmüş değildir. Örgüt hiyerarşisindeki konumum da somut olarak ortaya konulmuş değildir.

İddia edilen örgüte ilişkin olarak, belirli bir tarihe kadar Devletin resmî Kurumlarının, yasama ve yürütme organı temsilcilerinin örgüte üst düzeyde destek verdiği, örgütün bir kısım faaliyetlerine katkı sağladığı yadsınamaz bir gerçektir. Yürütme organı temsilcilerinin Devletin her türlü bilgi ve istihbarat olanağına sahip olmaları nedeni ile örgüte destek verdikleri tarihe kadar “örgütün varlığından haberdar olmamaları” olağan kabul edilemez. İddia olunan “yapının-örgütün” hangi tarihler arasında ve hangi tarihlerden geçerli olmak üzere; “Sivil Toplum Örgütü”, “Suç örgütü” veya “Silahlı Terör Örgütü” olarak kabul edileceği veya edilmeyeceğinin somut olgularda dayalı olarak belirlenip açıklanması gerekir. Dosya kapsamındaki delil ve eylemlerle ilişkilendirilerek, varsa örgüt ya da örgütlerin niteliklerinin buna göre belirlenmesi şarttır. Bu tarihlerin duraksamaya yer verilmeksizin, kesin olarak belirmemesi Yargıtay uygulamalarına aykırı olacaktır. Örgütün varlığına esas alınan bazı delillerin hukuka aykırı delil niteliğinde bulunup bulunmadığının da tartışılması ve açıklanması zorunluktur.

Bu bağlamda, şahsımın iddia olunan örgütteki hiyerarşik ilişkisi ortaya konulamadığı gibi dosya kapsamındaki atılı suçlara ilişkin somut delillere dayalı eylem ve faaliyetleri ve bu eylem ve faaliyetlerindeki örgütle irtibatı da ortaya konulamamıştır.

SUÇUN MANEVİ UNSURU GERÇEKLEŞMEMİŞTİR;

Silahlı Örgüt Yöneticiliği ve Üyeliği Suçlarının Manevi Unsuru; Silahlı Terör Örgütünün belli amaçlarını “silahlı olarak” gerçekleştirme gayesini (özel kastı) bilerek ve isteyerek “örgüte girme iradesi” suçun manevi unsurudur. Hiçbir şekilde bu gayeler ile hareket etmiş değilim. Kamu görevini yapan birinin Anayasal Düzene ve Devlet Aleyhine suç işlenmesi amacını bilerek bir yapıya dahil olması mümkün değildir. Hayatın olağan akışına, mantık kurallarına da uygun değildir.

Sonuç olarak, Anayasal suçları işlemeyi amaç edinen, herhangi bir Silahlı Terör örgütü içinde yer almadım, bu gibi bir örgütün “üyesi” de olmadım. İsnat edilen suçlama, maddi gerçeği ortaya koyan “kanıtlar” dan yoksun, soyut ve inandırıcılıktan uzaktır. Suç isnadı suç şüphesine ilişkin yeterli, somut kanıtlardan ziyade soyut olarak ileri sürülen ve suç kanıtı olamayacak bir kısım “şüphe” ye dayalı iddialardır. Hakkımdaki “şüphe” suç şüphesi ile ilgisi olmayan, “yargı bağımsızlığını savunmam nedeni” ile kişiliğim ile ilgili olarak “güç sahiplerinde” oluşan sübjektif bir “şüphe” dir. Olay ve olgulardan ziyade kişiliğe ilişkin şüphe yaklaşımının ceza hukukunda yeri yoktur. İsnat edilen suçun işlendiğine yönelik hiç bir kanıt ileri sürülemediği gibi suçun yasal unsurları da oluşmamıştır.


Silahlı terör örgütü üyeliği suçunun şahsım açısından iddianamede ileri sürülen hususlar bağlamında değerlendirilmesi

İddianamede, “Yargıtay 16’ncı Ceza Dairesince temyizen incelendiği ve 21/04/2016 günü karara bağlandığı, Dairenin bir “hukuk manifestosu” niteliğindeki bozma ilâmı ile…” değerlendirmesine yer verilmiştir. İddianamede, Yargıtay 16. CD’ nin kararı “hukuk manifestosu” olarak değerlendirilirken, hakkımda yürütülen soruşturma ve kovuşturmada söz konusu kararda yer verilen ilkelerin hemen hemen hiç birisine uyulmadığı yukarıda örnekleri ile açıklanmıştır. (İDDİANAMEDE YER ALAN HUSUSLARA GÖRE EKLENİP ÇIKARTILABİLİR.)

İddianamede şahsımın Silahlı Terör Örgütü Üyesi olduğuna ilişkin olarak ileri sürülen “kanıt” olduğu iddia edilen “Bylock” hususu tümüyle açıklanmıştır. İleri sürülen “Bylock” konusunun aleyhime kanıt olma niteliği bulunmamaktadır. Yapılacak teknik inceleme ile de bu programı kullanmadığım açıkça ortaya çıkacaktır. Yine iddianamede hakkımda “kanıt” olarak ileri sürülen “tanık, gizli tanık ve şüpheli beyanları”, “Çocuğunu Eğitim Kurumuna göndermek” hususları yukarıda ayrıntılı olarak teke tek açıklanmıştır. Şahsım ile ilgili olarak “Silahlı Terör Örgütü Üyeliği” suçuna kanıt olarak ileri sürülen hususların hiçbiri hukuka uygun olarak elde edilmiş kanıt niteliğinde olmadığı gibi söz konusu iddia edilen suçu kanıtlamaya elverişli nitelikte de değildir. İleri sürülen konular, yasal ve meşru haklarımın kullanımı niteliğinde olup, suç tanımı içinde değerlendirilemeyecek hususlardır.

Ben bir kamu görevlisiyim/ esnafım/ öğrenciyim. Herhangi bir “Silahlı Terör Örgütü” nün hiyerarşik yapısı içinde bulunmam söz konusu değildir. Hiyerarşik yapı içinde bulunduğum ileri sürülüyor ise, bu hiyerarşik yapı içindeki durumum, konumum, üstümde yer alan isimler, bu kişilerle irtibatım vs. şüpheye yer vermeyecek netlik ve kesinlikte açıklanmalıdır. Böyle bir durum iddianamede ileri sürülmüş değildir. Bu yönde hiçbir kanıt da ortaya konulmamıştır.

Şahsımın, herhangi bir Silahlı Terör Örgütü yapısı içine, Silahlı Terör Örgütünün “Devletin Güvenliğine ve Anayasal düzenine karşı” suç işleme AMACINI bilerek ve isteyerek dahil olması söz konusu değildir. Daha önce cemaat olarak ifade edilen yapı içinde yer almadım, okul ve dershanelerine gitmedim, yurt veya evlerinde kalmadım. Zaten İddianamede böyle bir iddiada da bulunulmamaktadır.

Şahsımın silahlı bir terör örgütü ile veya anayasal suçların işlenmesi amacına yönelik başka bir faaliyet veya eylem içinde olması söz konusu değildir.

Silahlı Terör Örgütü Yöneticiliği ve üyeliği suçlarında, Eylem ve faaliyetlerin sürekliliği, çeşitliliği ve yoğunluğu ile örgüt ile organik bağ kriteri aranır. Şahsımın bu anlamda herhangi bir eylemi ve/veya faaliyeti söz konusu değildir. Doğal olarak bu faaliyetlerin “çeşitliği ve yoğunluğu” durumu da söz konusu olmayacaktır. Silahlı Terör Örgütü ile organik bağım bulunmamaktadır. Şahsımın yasalara aykırı herhangi bir faaliyeti yoktur. Görevimi Anayasada ve yasalarda sınırları çizilen kapsamda, vicdani kanaatlerime göre yerine getirmiş bulunmaktayım.

Somut olayda, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin yukarıda açıklanan kriterleri bağlamında; Örgütün nerede, ne zaman, kim ya da kimler tarafından ne amaçla kurulduğunun somut olarak ortaya konulması gerekmektedir. Şahsımın söz konusu Silahlı Terör Örgütü ile nerede ne zaman kimler vasıtasıyla organik ilişki kurduğu hususu açıklanamamıştır. Şahsımın iddia ve isnat edilen örgütle bağlantısı, genel açıklamalar ve soyut cümlelere atıf yapılarak ortaya konulamaz. Bu konuda somut delilerin ortaya konulması gerekir. Ancak, şahsım ile ilgili olarak bu yönde, herhangi bir somut kanıt ileri sürülmüş değildir. Örgüt hiyerarşisindeki konumum da somut olarak ortaya konulmuş değildir.

İddia edilen örgüte ilişkin olarak, belirli bir tarihe kadar Devletin resmî Kurumlarının, yasama ve yürütme organı temsilcilerinin örgüte üst düzeyde destek verdiği, örgütün bir kısım faaliyetlerine katkı sağladığı yadsınamaz bir gerçektir. Yürütme organı temsilcilerinin Devletin her türlü bilgi ve istihbarat olanağına sahip olmaları nedeni ile örgüte destek verdikleri tarihe kadar “örgütün varlığından haberdar olmamaları” olağan kabul edilemez. İddia olunan “yapının-örgütün” hangi tarihler arasında ve hangi tarihlerden geçerli olmak üzere; “Sivil Toplum Örgütü”, “Suç örgütü” veya “Silahlı Terör Örgütü” olarak kabul edileceği veya edilmeyeceğinin somut olgularda dayalı olarak belirlenip açıklanması gerekir. Dosya kapsamındaki delil ve eylemlerle ilişkilendirilerek, varsa örgüt ya da örgütlerin niteliklerinin buna göre belirlenmesi şarttır. Bu tarihlerin duraksamaya yer verilmeksizin, kesin olarak belirmemesi Yargıtay uygulamalarına aykırı olacaktır. Örgütün varlığına esas alınan bazı delillerin hukuka aykırı delil niteliğinde bulunup bulunmadığının da tartışılması ve açıklanması zorunluktur.

Bu bağlamda, şahsımın iddia olunan örgütteki hiyerarşik ilişkisi ortaya konulamadığı gibi dosya kapsamındaki atılı suçlara ilişkin somut delillere dayalı eylem ve faaliyetleri ve bu eylem ve faaliyetlerindeki örgütle irtibatı da ortaya konulamamıştır.

SUÇUN MANEVİ UNSURU GERÇEKLEŞMEMİŞTİR;

Silahlı Örgüt Yöneticiliği ve Üyeliği Suçlarının Manevi Unsuru; Silahlı Terör Örgütünün belli amaçlarını “silahlı olarak” gerçekleştirme gayesini (özel kastı) bilerek ve isteyerek “örgüte girme iradesi” suçun manevi unsurudur. Hiçbir şekilde bu gayeler ile hareket etmiş değilim.

Sonuç olarak, Anayasal suçları işlemeyi amaç edinen, herhangi bir Silahlı Terör örgütü içinde yer almadım, bu gibi bir örgütün “üyesi” de olmadım. İsnat edilen suçlama, maddi gerçeği ortaya koyan “kanıtlar” dan yoksun, soyut ve inandırıcılıktan uzaktır. Suç isnadı suç şüphesine ilişkin yeterli, somut kanıtlardan ziyade soyut olarak ileri sürülen ve suç kanıtı olamayacak bir kısım “şüphe” ye dayalı iddialardır. Hakkımdaki “şüphe” suç şüphesi ile ilgisi olmayan, “yargı bağımsızlığını savunmam nedeni” ile kişiliğim ile ilgili olarak “güç sahiplerinde” oluşan sübjektif bir “şüphe” dir. Olay ve olgulardan ziyade kişiliğe ilişkin şüphe yaklaşımının ceza hukukunda yeri yoktur. İsnat edilen suçun işlendiğine yönelik hiç bir kanıt ileri sürülemediği gibi suçun yasal unsurları da oluşmamıştır.


TUTUKLAMA TEDBİRİNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRME VE TALEP;

Tutuklama, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakan en ağır koruma tedbiridir. CMK’ nın 100/1 Maddesine göre “Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde” tutuklama kararı verilebilir. Kuvvetli suç şüphesi, tutuklamanın en başta ve olmazsa olmaz şartıdır.

Tutuklama nedenleri; a- Somut olgulara dayalı kaçma şüphesi, b- Delilleri karartma tehlikesine karşı kuvvetli şüphe, c- İsnad edilen suçun CMK’ nın 100/3-a Maddesinde sayılan katalog suçlarından olması halinde tutuklama nedeni var sayılabilir.

Tutuklama kararı verilebilmesi için, “Kuvvetli suç şüphesinin” varlığını gösteren somut delillerin bulunması yanında, sayılan üç tutuklama nedenlerinden de en az birisinin varlığı da aranır.

Kuvvetli suç şüphesi kavramı;

Şüphe, genel olarak zihnin birçok düşünce arasında bir tercih yapmasında yaşayacağı tereddüt olarak tanımlanabilir. Buna göre, bir kanaati destekleyen nedenler, karşı kanaati destekleyen nedenlerle eşit değerde olunca veya bize eşit değerde görünürse, bu nedenler arasında seçim yapamaz, ortada kalırız; bu durumda “şüphe” ederiz.

Ceza muhakemesinin varlık sebebi suç şüphesidir. Bir hukuk devletinde şüphe ancak delillerle tarif edilebilir. Bu delillerin kuvveti, şüphenin kuvvetini ortaya çıkarır. Eldeki deliller sayıca az veya sayıca az olmamakla birlikte delil kuvveti az ise basit şüpheden, eldeki deliller sayıca az değil ve/veya delil kuvveti yeterli veya kuvvetli ise yoğun şüpheden söz edilebilir.

Belirli olaylara ve belirti şeklindeki delillere dayanmayan ve sadece tahminden ibaret bulunan şüphe soruşturmaya başlanabilmesi için yeterli değildir; yeterli sayılırsa keyfiliğin önlenebilmesi mümkün olmaz.

Eldeki delillere nazaran, yapılacak bir yargılamada sanığın mahkûm olması ihtimali beraat etmesi ihtimalinden daha kuvvetli ise, yeterli şüphe var demektir.

CMK, iddianamenin düzenlenebilmesi için yeterli şüphenin bulunmasını aramıştır. Gerçekten CMK m. 170/2’ye göre, soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler.

Eldeki delillere nazaran, yapılacak bir yargılamada sanığın mahkûm olması kuvvetle muhtemel ise, kuvvetli şüphe var demektir.

Somut olayda; şahsım açısından “kuvvetli şüphe” şartı gerçekleşmiş değildir. Yukarıda iddianamede kanıt olarak ileri sürülen hususlar ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Hakkımda kanıt olarak ileri sürülen “bylock” konusu tutuklama kararından uzun süre sonra soruşturma dosyasına bildirilmiştir. Tutuklama tarihi itibari ile “Bylock” konusu gündemde değildir.

İddianamede ileri sürülen kanıt “kuvvetli suç” şüphesi oluşturmadığı gibi, kamu davasının açılması için aranan “yeterli suç şüphesi” şartını dahi oluşturmamaktadır. Tutuklama kararı ve devamında tahliye taleplerinin reddi kararı tamamen hukuka aykırıdır.

Bunun yanında; tutuklama nedenleri de somut olayda söz konusu değildir. Şahsımın “somut olgulara dayalı kaçma şüphesi” de bulunmamaktadır. Mahkemece bulunduğu ileri sürülüyor ise kaçma şüphesinin dayandığı “somut” olguların neler olduğu CMK’ nın 101/2 Maddesi gereğince gerekçelendirilerek açıkça gösterilmiş değildir. Karar bu yönden de açıkça hukuka aykırıdır.

Yine şahsımın “Delilleri karartma tehlikesine karşı kuvvetli şüphesi” altında olduğuna ilişkin de somut olgulara dayalı bir gerekçe ortaya konulmuş değildir. Somut olgu ortaya konulması mümkün de değildir. Zira, hakkımdaki deliler tümü ile toplanmıştır. Şahsımın “karartacağı yahut karartmaya çalıştığı” herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. Mahkeme aksi kanaatte ise bu durumun somut olarak nasıl olabileceği açıklanmalıdır.

CMK’ nın 101/2 Maddesinde “Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda; a) Kuvvetli suç şüphesini, b) Tutuklama nedenlerinin varlığını, c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu, gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.” Hükmü yer almaktadır.

Mahkeme kararında, tutuklama tedbirinin “ölçülü” olduğunu “somut olgularla gerekçelendirip” açıklamış değildir. Somut olaya ilişkin herhangi bir açıklama içermeyen, yasa maddelerinin ardı ardına sayılması niteliğindeki mahkemenin kararı “gerekçe” olarak kabul edilemez. Bu konuda AİHM’nin birçok ihlal kararı bulunmaktadır. Anayasamızın 141/3 maddesine göre “Bütün Mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılmak” zorundadır. Koruma tedbirine başvurulurken kararın “ölçülü” olması aranan en önemli kıstaslardan birisidir. Mahkeme Kararında, tutuklama kararın neden “ölçülü olduğu” diğer koruma tedbirlerinin neden yetersiz kalacağı açıklanmış değildir. Ölçülülük konusu başta olmak üzere hiçbir şekilde gerekçe içermeyen karar, karar Anayasamızın 13. Maddesi ile birlikte, AİHS’nin 5. Md düzenlen “özgürlük ve güvenlik hakkı” ile 6. Md. düzenlenen “adil yargılanma hakkı” ilkelerine ayrılık teşkil edecektir.

Tutuklama sonuç itibari ile koruma tedbiridir. Diğer koruma tedbirleri ile sağlanabilecek amaç gerçekleşecek ise tutuklama tedbirine başvurulmaması gerekir. Tutuklama tedbiri nedeni ile ailem de cezalandırılmış olmaktadır. Bu durum şahsi ceza sorumluluğu ilkesine de aykırılık teşkil eder.

Tutuklamanın yasal şartları oluşmadığından derhal serbest bırakılmam gerekmektedir. Yasal şartlar oluşmadan tutuklama kararı verilmesi ilgililer açısından “hürriyeti tahdit” suçunu oluşturabilir. Bu konudaki şikâyet haklarımızı şimdilik saklı tutuyoruz.

SONUÇ VE TALEP:

A- TUTUKLAMA KARARINA İLİŞKİN OLARAK- TAHLİYE TALEBİ;

Tutuklama kararının yasal şartları oluşmamıştır. Kuvvetli suç şüphesi, kaçma ve delilleri karartma unsurlarının gerçekleştiğine ilişkin somut olgulara dayalı her hangi bir “kanıt” sunulabilmiş, mahkemece gerekçeli olarak açıklanmış değildir. Diğer koruma tedbirleriyle aynı amaca ulaşılabilecek olması nedeni ile Tutuklama kararı “ölçülü” de değildir.

Bu nedenlerden dolayı öncelikle BİHAKKIN TAHLİYEME karar verilmesini talep ediyorum.

Bu talebim mahkeme tarafından kabul edilmez ise; talebimin Reddine ilişkin kararın, Yasa Maddelerinin ardı ardına sayılması şeklinde gerekçe içermeyen bir karar olmaması gerekir. Talebimin reddi kararının, CMK 100 ve 101 md uygun olarak “SOMUT OLGULARA DAYALI” GEREKÇEYİ İÇERMESİNİ, KUVVETLİ SUÇ ŞÜPHESİ KABUL EDİLEN SOMUT OLGULARIN AÇIKLANMASINI TALEP EDİYORUM.

Bihakkın Tahliye Talebim kabul edilmez ise, hakkımda CMK’ nın 109 Maddesi gereğince “Adli Kontrol” kararı verilmesini Talep Ediyorum. Adli Kontrol talebim de kabul edilmez ise bu talebimin neden kabul edilmediğinin de CMK’ nın 101/1 maddesi gereğince “Adli Kontrol Kararının neden yetersiz kalacağı hukuki ve fili nedenler gösterilerek” AÇIKLANMASINI TALEP EDİYORUM. 


  • İDDİANAMENİN KABULÜ ŞARTLARI OLUŞMAMIŞTIR

Mahkeme her ne kadar iddianamenin kabulüne karar vermiş ve kovuşturma aşamasına geçmiş ise de yargılamanın başında henüz esaslı hiçbir işlem yapılmadan, “iddianamenin kabulü kararından geri dönülerek belirtilen eksikliklerin tamamlanması için iddianamenin iadesine karar verilmesini” talep ediyorum. Mahkemece iddianamenin kabulü kararından geriye dönülemeyeceği düşünülüyorsa, iddianamedeki eksikliklerin tamamlanması, soruşturma ve kovuşturma şartının yerine getirilmesinin sağlanması için CMK’ nın 223/3-8 Maddesi gereğince DURMA kararı verilmesini talep ediyorum.


Soruşturma ve dava şartının gerçekleşmemesi nedeni ile “durma kararı” verilmesi gerekir. (Bu savunma maddesi sadece hâkim ve cumhuriyet savcıları için uygundur.) 

SORUŞTURMA VE DAVA ŞARTININ GERÇEKLEŞMEMESİ NEDENİ İLE “DURMA KARARI” VERİLMESİ GEREKİR

Soruşturma ve kovuşturma şartının gerçeklemesinin sağlanması için CMK’ nın 223/3-8 Maddesi DURMA kararı verilerek dosyanın HSYK’ya GÖNDERİLMESİNİ, Anayasanın 159. Maddesi ile 2802 Sayılı yasanın 89. Maddesinde belirtilen işlemlerin gerçekleşmesinden sonra yargılamaya devam edilmesine karar verilmesini talep ediyorum. Öncelikle ve ivedi olarak bu konunun karara bağlanması gerekmektedir. İddianame okunmadan bu konuda olumlu-olumsuz bir karar verilmesini talep ediyorum.

  • Dava yetkili mahkemede açılmamıştır

(Bu savunma maddesi sadece hâkim ve cumhuriyet savcıları için uygundur.) 

  • DAVA YETKİLİ MAHKEMEDE AÇILMAMIŞTIR

 Mahkemeniz, hakkımdaki davaya bakmada YETKİLİ değildir. Yetki kamu düzenine ilişkindir. Şahsım ile ilgili dava dosyasının ayrılarak, yetkisizlik kararı verilerek, dosyanın YETKİLİ VE GÖREVLİ olan BAKIRKÖY AĞIR CEZA MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNİ, talebimin gerekçeli olarak karar bağlanmasını talep ediyorum.

  • Dava görevli mahkemede açılmamıştır

(Bu savunma maddesi sadece hâkim ve cumhuriyet savcıları için uygundur.)

  • DAVA GÖREVLİ MAHKEMEDE AÇILMAMIŞTIR

Hakkımda açılan bu davaya bakma görevi mahkemenize ait değildir. Tabii Hâkim ilkesi ve adil yargılanma ilkesinin önüne geçilmesi için, Anayasanın 159/9, 2802 Sayılı Yasanın 89 ve 90.Maddeleri gereğince GÖREVSİZLİK kararı verilerek dosyanın yetkili ve görevli YARGITAY 16. CEZA DAİRESİNE gönderilmesine karar verilmesini zorunluluk oluşturmaktadır. Bu yönde karar verilmesini talep ediyorum.


BEKLETİCİ MESELE YAPILMASI VE BİRLEŞTİRME KARARI VERİLMESİ TALEBİ

CMK’ nın 218/1 Maddesi gereğince Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesi dava dosyasının “bekletici mesele” mesele yapılmasına karar verilmesini, söz konusu davanın sonucunun beklenmesine karar verilmesini, bu talebim kabul edilmez ise; bir davanın sonucunun diğerini etkileyecek olması nedeni ile bağlantı şartı gerçekleştiğinden, huzurdaki dava ile Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesi dava dosyasının Birleştirilmesine karar verilmesini talep ediyorum.


HÂKİMİN REDDİ TALEBİ

Mahkemenin ve mahkemede görev yapan Hakimlerin fonksiyonel olarak, (görevlerini yerine getirilme tarzları itibari ile) ve organik olarak, (mahkemenin kuruluş şekli ve yargı bağımsızlığına ilişkin çalışma koşulları itibariyle) tarafsızlıklarını yitirdikleri, CMK’ nın 25/1 Maddesinde belirtilen “Tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebeplere” ilişkin olguların somut olarak açıklanarak ortaya konulduğu, bu nedenlerden dolayı Mahkeme heyetinde yer alan Hakimlerin Reddi şartlarının gerçekleştiği açıktır. Bu bağlamda, öncelikle Mahkeme Heyetini CMK’ nın 30/2 Maddesi gereğince “Çekinmeye” davet ediyorum. Mahkeme heyetinin Çekinme konusunda karar vermesi gerekmektedir.

Bu yöndeki talebim kabul edilmez ise, Mahkeme Heyetinde yer alan Hakimlerin CMK’ nın 25/1 Maddesi gereğince “Reddini” Talep ediyorum. Heyette yer alan Hakimlerin Reddi talebimizin değerlendirilmesi için, dosyanın CMK’ nın 27/1-b Maddesi gereğince bir üst Ağır Ceza Mahkemesine Gönderilmesine karar verilmesini talep ediyorum.

 


Anayasaya aykırılık talebi (Bu savunma maddesi sadece hâkim ve cumhuriyet savcıları için uygundur.)

  • ANAYASAYA AYKIRILIK İDDİASI TALEBİ

2802 Sayılı Yasanın 94. Maddesi, Anayasanın 159. Maddesine, Anayasamızın 2. Maddesinde yer alan “Hukuk Devleti” ilkesine, 10. Maddesinde yer alan “kanun önünde eşitlik” ilkesine, 19. Maddede yer alan “Kişi özgürlüğü ve güvenliği” hakkında, 37. Maddesinde yer alan “kanuni hakim” ilkesine, 38. Maddesinde yer alan “Suç ve cezaların şahsiliği” ilkesine, 139. Maddede yer alan “Mahkemelerin ve yargının bağımsızlığı” ilkesine, 139. Maddesinde yer alan “Hakimlik ve Savcılık teminatı” ilkesine AYKIRIDIR.

Bu nedenlerden dolayı, Sayın Mahkeme tarafından Anayasamızın 152. Maddesine göre, “ANAYASAYA AYKIRILIK İDDİAMIN CİDDİ OLDUĞUNA KARAR VERİLEREK”, 2802 Sayılı Yasanın 94. Maddesinin Anayasaya Aykırılığı nedeni ile İPTALİNİN SAĞLANMASI İÇİN ANAYASA MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE KARAR VERİLMESİNİ,

Anayasa Mahkemesi tarafından bu konuda karar verilmesine kadar davanın GERİ BIRAKILMASINA, karar verilmesini talep ediyorum.


Gözaltına alma, tutuklama ve malvarlığı üzerine tedbir konulması kararları görevli ve yetkili soruşturma ve yargı makamları tarafından verilmemiştir. (Bu savunma maddesi sadece hâkim ve cumhuriyet savcıları için uygundur.)

  • GÖZALTINA ALMA, TUTUKLAMA ve MALVARLIĞI ÜZERİNE TEDBİR KONULMASI KARARLARI GÖREVLİ VE YETKİLİ SORUŞTURMA VE YARGI MAKAMLARI TARAFINDAN VERİLMEMİŞTİR

Gözaltı ve tutuklama kararları Anayasanın 159 Maddesinde belirtilen usule uyulmaksızın, olayda 2802 Sayılı Yasanın 88. Maddesinin uygulanmasını gerektirir “suçüstü” hali şartları oluşmadan, yetkili olmayan merci tarafından, “makul şüphe” şartı yerine gelmeden gözaltı ve tutuklama kararları verilmiştir. AİHS’ nin 5. Maddesinde yer alan “özgürlük ve güvenlik” hakkım ihlal edilmiştir. Şahsımın darbe girişimi ile hiçbir ilgisi olmadığı, bu yönde hiçbir kanıt da bulunmadığı halde, başkaları tarafından gerçekleştirilen “darbe girişiminde bulunması”, şahsım için “suçüstü hali” olarak kabul edilerek, hakkımda her hangi bir soruşturma yapma yetkisi bulunmayan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gözaltına alınma talimatı verilmesi, arama kararı verilmesi, tutuklama talebinde bulunulması, malvarlığı üzerine tedbir talebinde bulunulması ve bu taleplerin Sulh Ceza Hakimlikleri tarafından kabul edilmesi, tutuklanmam, suç ve cezanın şahsiliği ilkesine, adil yargılama hakkına, tabii hakim ilkesine, hakimlik teminatı ilkesine, özgürlük ve güvenlik hakkına ve daha bir çok Anayasal İlke ile Hukuk Devleti ilkelerine tamamen aykırıdır. Bu hukuka aykırılıkların ivedi olarak Mahkemenizce giderilmesi, hukuka aykırılıkların devam ettirilmemesi zorunluluk taşımaktadır. Soruşturma ve kovuşturma sırasında yetkisiz yargı organlarının işlemlerindeki hukuka aykırılıkların giderilmesi için İvedi olarak TUTUKLULUK HALİME SON VERİLMESİ gerekir.


Soruşturma ve kovuşturma aşamasında “adil yargılanma hakkı” ihlal edilmiştir

  • SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMA AŞAMASINDA “ADİL YARGILANMA HAKKI” İHLAL EDİLMİŞTİR

Ayrıntılı olarak belirtilen ve açıklanan adil yargılanma hakkı ihlallerinin hukuki zorunluluk oluşturduğundan ivedi olarak Mahkeme tarafından giderilmesine karar verilmesini talep ediyorum.


Arama ve el koyma kararları ve uygulaması hukuka aykırıdır

  • ARAMA VE ELKOYMA KARARLARI VE UYGULAMASI HUKUKA AYKIRIDIR

Bilgisayar ve diğer dijitallerin imaj alma işlemi hiçbir yasal kritere uyulmadan yapılması nedeni ile CMK’ nın 217/2 Maddesi gereğince “hukuka aykırı delil” niteliğindedir. CMK’ nın 230/1-b Maddesi gereğince hiçbir şekilde hükme esas alınmaz, dosyadan çıkartılmasına karar verilmesini talep ediyorum.


Hukuka aykırı elde delillerin dosyadan çıkartılması ve hükme esas alınmaması gerekir

HUKUKA AYKIRI ELDE DELİLLERİN DOSYADAN ÇIKARTILMASI VE HÜKME ESAS ALINMAMASI GEREKİR

Hukuka aykırı elde edilen bulguların yargılama sırasında kanıt olarak kabul edilmesi ve hükme esas alınması Anayasanın 38/6 m., CMK’ nın 206/2-a m., 217/2 m. ile 230/1-b Maddeleri gereğince hukuka aykırıdır. Hukuka aykırı elde edilen bulgular kanıt olarak hükme esas alınamayacağından, öncelikle dava dosyasında bulunan “Bylock” programına ait tüm bilgi ve belgelerin ve açıkladığım diğer delillerin DOSYADAN ÇIKARTILMASINA ve KANIT OLARAK KULLANILAMAYACAĞINA, HÜKME ESAS ALINAMAYACAĞINA KARAR VERİLMESİNİ TALEP EDİYORUM.


Esasa ilişkin talepler

ESASA İLİŞKİN OLARAK;

Yukarıda sadece iddianamede belirtilen hususlarla ilgili olarak yazılı savunmamı dosyaya sunmuş oluyorum. Ceza yargılamasında sözlü yargılama ilkesi geçerli olduğundan, sunmuş olduğum yazılı savunmama yargılama sırasında sözlü olarak da beyanlarımı ekleyeceğimi, asıl savunmamı duruşmada sunacağımı bildirmek istiyorum.

Yukarıda da belirttiğim gibi, Bylock konusuna ilişkin ivedi olarak Bilirkişi Raporu Aldırılmasını,

“Yapılması Gerekenler” başlığı altında belirttiğim konuların açıklığı kavuşturulması için ilgili kurumlara müzekkere yazılmasını talep ediyorum.

Bilirkişi raporu ve müzekkere cevapları Mahkemeye ulaştığında bu konulara ilişkin olarak ayrıca ayrıntılı beyanlarımı dosyaya sunacağımı belirtmek istiyorum.

Hukuka aykırı elde edilen bulguların yargılama sırasında “kanıt” olarak kabul edilmesi ve hükme esas alınması Anayasanın 38/6 m., CMK’ nın 206/2-a m., 217/2 m. ile 230/1-b Maddeleri gereğince hukuka aykırıdır. Hukuka aykırı elde edilen bulgular “kanıt” olarak hükme esas alınması mümkün olmadığından ayrı ayrı yukarıda açıkladığımız üzere dava dosyasından çıkartılmasına ve hükme esas alınmamasına karar verilmesini talep ediyorum.

Dilekçe kapsamında sunmuş olduğum savunmalarım çerçevesinde; hakkımda isnad edilen “Silahlı Terör Örgütü Üyeliği” suçuna ilişkin olarak, suçun yasal unsurları oluşmadığı gibi, isnad edilen suçun işlendiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı, somut hukuka uygun her hangi bir “kanıt” ortaya konulamaması nedeni ile isnad edilen suçtan BERAATİME karar verilmesini talep ediyorum.


Malvarlığım üzrindeki tedbirin kaldırılması talebi

MALVARLIĞIM ÜZERİNDEKİ TEDBİRİN KALDIRILMASI TALEBİNE İLİŞKİN OLARAK;

Bankada bulunan mevduat hesaplarım ve malvarlığım üzerine CMK’ nın 128. Maddesi ve 668 KHK ‘ nın 3. Maddesi gereğince tedbir konulmuştur. Soruşturma tamamlanmış ve hakkımda kamu davası açılmıştır. Söz konusu malvarlığımın CMK’ nın 128/1 Maddesinde belirtildiği üzere “dava konusu suçtan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebi” bulunmamaktadır. Bir yargı mensubu olarak maaşım ile edinmiş olduğum malvarlığı söz konusudur. İddianamede tedbir konulan paramın ve diğer mal varlığımın, dava konusu suçtan elde edilmiş olduğu iddia edilmiş değildir. Bu nedenlerle, hukuka aykırı olarak soruşturma aşamasında CMK’ nın 128 Maddesi gereğince konulan tedbirin kaldırılması gerekmektedir. MAHKEMECE İVEDİ OLARAK TEDBİRİN KALDIRILMASINA karar verilmesini,

Ayrıca belirttiğim diğer tüm taleplerimle ilgili olarak gerekçeli bir şekilde karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ediyorum. (00/00/20..)

                 Sanık