Ergenekon Balyoz İddiaları

1437

BİR KISIM SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMALARDA YAPILDIĞI İLERİ SÜRÜLEN HUKUKA AYKIRILIKLAR

İddianamede, iddia olunan FETÖ/PDY Örgütü tarafından aynen;

“.. Hüseyin Kurtoğlu, Askeri Casusluk, Şemdinli, Balyoz, Ergenekon gibi proje soruşturma ve kovuşturmaların üretildiği,..”,

“FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yargı üzerinden gerçekleştirdiği usulsüz yargılama işlemleri ile yaptığı haksızlıklara “yargının kararı” veya “takdiri” denilerek karşı çıkılmasının engellendiği, operasyonlar karşısında “bağımsız yargı, inceleyip karar versin” denilerek haksızlığa meşruluk kılıfı sağlandığı, yıllarca süren yargılamalar sonucunda gerçeğin ortaya çıkması halinde bile kimsenin yargı eliyle işlenen haksızlığın peşine düşmediği, silahlı terör örgütünün, yargının ne kadar büyük bir güç olduğunu, yargıyı etkili ve operasyonel şekilde kullanmak suretiyle yapılamayacak hiçbir şey olmadığını ve her şeyin sınırsızca yapılabileceğini gördüğü, özel yetkili mahkemelerin, örgütün elinde tüm toplumu dizayn edecek bir silaha dönüştüğü,”, “Yargının devlet ve toplum hayatında kesin belirleyici ve son karar verici olmasının örgütün işini kolaylaştırdığı, örgütün, yargıyı her açıdan etkin bir silah olarak kullandığı,”, “ yargının bir araç olarak kullanıldığı”, “yargının örgütün kullanabileceği muazzam bir silaha dönüştüğü” değerlendirmelerine yer verilmiştir.

Yine iddianamede, kamuoyunda “Selam Tevhid/Kudus Ordusu soruşturma dosyası”, “17/25 Aralık soruşturmaları”, “İzmir Askeri Casusluk Davası”, “Hüseyin Kurtoğlu davası”, “MİT’e ait tırların durdurulması olayı”, “Balyoz Soruşturması”, “Ergenekon Soruşturması” gibi bir kısım soruşturma ve kovuşturma dosyalarından bahsedilmiştir.

Öncelikle belirtmek gerekir ise, iddianamede yer verilen ve HSYK nın ihraç kararına da gerekçe yapılan, bir kısım soruşturma ve kovuşturma dosyaları ile şahsımın hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Belirtilen bu soruşturma ve kovuşturmaların hiçbirinde da görev almadım. Söz konusu soruşturma ve kovuşturmalar ile ilgili olarak şahsıma herhangi bir suçlama yöneltilmesi “suç ve cezaların şahsiliği” ilkesine aykırıdır. Hukuk düzenin herkes kendi eyleminden sorumludur.

1982 Anayasası’nın 38. maddesinde “ceza sorumluluğu şahsidir” düzenlemesine yer verilmiştir. 5237 sayılı TCK’nın 20. maddesinde de bu husus; “Ceza sorumluluğu şahsîdir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz” şeklinde düzenlenmiştir.

Bununla birlikte Ceza Yargılamasının en temel ilkelerinden birisi de suç ve cezanın kanuniliği ilkesidir. TCK’ nın 2/1 Maddesinde “Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz.” Hükmü yer almaktadır. Sanıktan-şüpheliden sadır olmayan Fiilden (eylem) dolayı sanık cezalandırılamaz. “Fiil” suçun maddi unsurlarındandır. Kusurlu fiil olmadan kimse cezalandırılmaz. Ceza hukukunda objektif sorumluluk hali söz konusu değildir.

Kusursuz suç ve ceza olmaz ilkesi ile ilgili olarak, Prof. Bahri ÖZTÜK (Ceza Hukuku Genel ve Özel Hükümler kitabında) şu açıklamaları getirmiştir; “Kusur, bir fiilin, isnad kabiliyeti bulunan bir kimse tarafından bilerek ve isteyerek ve fakat en azından bilerek yapılmasıdır. Bilmeden ve/veya istemeden yapılan bir fiilden dolayı kimse cezalandırılamaz. Bu ilkeye göre, ceza sadece, bizzat fail tarafından işlenmiş bulunan fiilden doğan kişisel sorumluluğa dayanabilir. Anayasamız m.38 de, “ceza sorumluluğu şahsîdir” derken, dolaylı olarak bu hususa da işaret etmiş olmaktadır.”

Fiil; Failin iradi olarak, bilerek ve isteyerek yaptığı, dış dünyada değişiklik yapan ve belirli bir sonucu gerçekleştirmeye yönelik olan davranış şeklinde tanımlanmaktadır. Kusurlu bir fiil olmadan sanık cezalandırılamaz.

Sorumluluk, ancak davranış normlarına aykırılıktan, yani hukuka aykırı bir fiilden dolayı söz konusudur. Bu itibarla, hangi gerekçeyle olursa olsun, hukuka uygun bir fiilden dolayı sorumluluktan bahsedilemez.[1] Bu itibarla, işlediği haksızlıktan dolayı kusurlu telakki edilmediği durumlarda kişinin cezai sorumluluğu cihetine gidilemeyecektir. Çünkü ceza hukukunun temel prensiplerinden bir tanesi, kusursuz ceza olmaz (nunla poena sine culpa) prensibidir. “Kusur ilkesi” olarak nitelendirilen bu evrensel hukuk kuralı, gerçekleştirdiği haksızlık dolayısıyla kusurlu addedilmemesi halinde kişi hakkında cezaya hükmolunamayacağını ifade etmektedir. [2]

Bu bağlamda şahsımın, başkalarının eylemlerinden sorumlu tutulması ceza hukukunun sorumluluk ilkelerine tamamen aykırı olacaktır.

Söz konusu soruşturma ve kovuşturmalarda görev almış olan yargı mensuplarının hukuka aykırı eylem ve işlemi var ise bunun ayrıca soruşturma konusu yapılabileceği izahtan varestedir. Bu soruşturmalarda görev alan yargı mensuplarının görev ve yetkilerini “yargı yetkisi” içinde mi kullandıkları, yoksa “örgütsel bir talimat ile mi hareket ettikleri” konusunu benim bilmem mümkün değildir. Bu yargı mensuplarının “örgütsel bir talimat ile hareket etmeleri” halinde bu olgunun varsa somut kanıtları ile ortaya konulması gerekir. Bu durum şahsımı ilgilendiren bir husus değildir.

Sonuç olarak, yerine getirdiğim “yargı” görevi ile ilgili olarak veya başka konularda, kimseden emir ve talimat almadım, yasa dışı her hangi bir örgüt yada yapılanmanın hiyerarşik yapısı içine dahil olmadım, yetkilerimi Anayasada ve yasalarda belirtilen sınırlar içinde kullandım. Anayasanın 138. Maddesinde “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler.” hükmü yer almaktadır. Mesleki bütün tasarruflarımı yasalara uygun olarak, vicdani kanaatime göre yerine getirdim. Başka yargı mensuplarının eylemlerinden sorumlu tutulmam “suç ve cezanın şahsiliği” ve “kusur ilkesine” aykırı olacaktır.

[1] Prof. Dr. İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 2. Bası, 2007, s.28

[2] Aynı eser s.558