İLTİSAK İRTİBAT

5105

TERÖR SUÇLUSU KİMDİR ?

“İLTİSAK” VE “İRTİBAT” BİR KİŞİYİ TERÖR SUÇLUSU YAPABİLİR Mİ?

3713 sy nın “terör suçlusu” başlıklı 2.maddesinin metni şöyledir;

“Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin MENSUBU OLUP da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin MENSUBU OLAN kişi terör suçlusudur.

Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır.”

Bu tanımın birinci fıkrası iki kısımdan oluşuyor gibi görünse de aslında esas aldığı tek kriter “örgüt mensubu” olmaktır. Örgüt faaliyeti çerçevesinde bir suça katılsa da katılmasa da örgüt mensupları, terör suçlusudur. İkinci fıkra ise örgüt mensubu olmasa da örgüt adına suç işleyenleri de terör suçlusu olarak kabul etmiştir.

Örgüt mensubunun tanımını da TCK’nın tanımlar başlıklı 6.maddesinde buluyoruz. 6.maddenin (j) bendi şöyle; “ÖRGÜT MENSUBU SUÇLU deyiminden; bir suç örgütünü kuran, yöneten, örgüte katılan veya örgüt adına diğerleriyle birlikte veya tek başına suç işleyen kişi anlaşılır.”

Terör örgütleriyle ilgili olarak özel düzenleme bulunmayan hususlarda, suç örgütlerine ilişkin hükümler uygulanır. Silahlı örgütler bakımından TCK’nın 314.maddesinin 3.fıkrası da bunu vurgulamıştır. Buna göre TCK’nın 6.madesindeki tanımı, silahlı terör örgütlerine uyarlarsak; “Silahlı terör örgüt mensubu suçlu deyiminden; bir silahlı terör örgütünü kuran, yöneten, örgüte katılan veya örgüt adına diğerleriyle birlikte veya tek başına suç işleyen kişilerin terör suçlusu olarak kabul edildiğini görmekteyiz. Bu tanıma dikkat edersek örgüte yardım eden kişinin, “örgüt mensubu suçlu” tanımına dahil edilmediğini görüyoruz. Ancak bu tanımı TCK’nın 220.maddesinin 6 ve 7.fıkralarındaki düzenlemeyle birlikte ele almak gerekiyor. 5237 sayılı TCK, “örgüte yardım eden” ile “örgüt adına suç işleyen” kişileri de “örgüt üyesi” olarak kabul etmiştir. Terör suçlusu tanımına zaten “örgüt adına suç işleyen” dahil edilmiştir, ki edilmese bile 220/6. yollaması ile yine örgüt mensubu dolayısıyla terör suçlusu kabul edilecekti. Aynı şekilde TCK’nın 220/7 deki kabul karşısında “terör örgütüne yardım eden kişi” de “örgüt üyesi”dir; dolayısıyla “örgüt mensubu”dur; dolayısıyla “terör suçlusu”dur.

Bu açıklama üzerine “terör örgütü mensubu” dolayısıyla “terör suçlusu” olarak kabul edebileceğimiz kişileri aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz. Bu sıralamayı yukarıdan aşağıya doğru inen basamaklar gibi düşünebiliriz.

  • Bir terör örgütünü kuran,
  • Bir terör örgütünü yöneten,
  • Bir terör örgütüne katılan (örgüte üye olan)
  • Bir terör örgütü adına diğerleriyle birlikte veya tek başına suç işleyen
  • Bir terör örgütüne yardım eden kişiler, terör örgütü mensubudur ve terör suçlusudur.

O halde ceza mevzuatımızdaki yasal düzenlemelere göre, sadece yukarıda saydığımız beş gruba dahil kişiler “terör örgütü mensubu” ve “terör suçlusu” olarak kabul edilebilir. Oysa ki “iltisak veya irtibatı olduğu değerlendirilenler” diye bir grup daha oluşturulmaya çalışılıyor. İltisak veya irtibat, bir kişiyi “terör örgütü mensubu” veya “terör suçlusu” yapamaz.

Ceza Mevzuatımızın hiç bir yerinde böyle bir kavram yoktur. Örgüt mensupları için de böyle bir unsur aranmamaktadır. Terör örgütlerini düzenleyen 3713 sy 7.maddede “kuranlar, yönetenler, üye olanlar”; silahlı örgütü düzenleyen TCK 314.maddede “kuran, yöneten, üye olan” demektedir. Hatta suç örgütünü düzenleyen TCK 220.maddede bile “kuran, yöneten, üye olan, adına suç işleyen, yardım eden” ibareleri geçmektedir. Hiç birinde “iltisak veya irtibatı olan / olduğu değerlendirilen” ibareleri bulunmamaktadır.

667 sayılı KHK’deki ibare “….yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen”ler şeklindedir. TCK’nın, Suçta ve cezada kanunîlik ilkesi başlıklı 2.madesinde; “(1) Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez… (2) İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz. (3) Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.” şeklinde hüküm altına alınan ilkeler yok sayılarak yeni bir suç tipi yaratılmış oluyor.

Üstelik Ceza Hukukunda “…. olduğu değerlendirilen” şeklinde bir ibare kesinlikle kullanılamaz. Değerlendirme, sübjektif bir ifadedir. Kime göre değerlendirilecek? Herkesin değer yargısı farklıdır. Ceza hukukunda böyle sübjektif değil, “kesin yargı”, “kesinlik” ifade eden ibareler kullanılır. “İrtibatı olan” veya “irtibatı tespit edilen” gibi ifadeler kullanılabilir. Yoksa ceza hukuku, değerlendirme, yorum, kıyas kabul etmez.

Yukarıdaki açıklamalarda bahsettiğimiz gibi “bir terör örgütüne iltisak veya irtibatı olduğu değerlendirilen kişileri “terör örgütü mensubu” dolayısıyla “terör suçlusu” olarak kabul eden bir düzenleme yasalarımızda bulunmamaktadır. Yine ceza mevzuatımızda “bir terör örgütüne iltisak veya irtibatı olan / olduğu değerlendirilen kişilere (şu kadar) …… ceza verilir” diye bir hüküm de yoktur. O halde TCK 2.maddede bulunan ve hukukun evrensel prensibi olan kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi gereğince “bir terör örgütüne iltisak veya irtibatı” bulunan / bulunduğu değerlendirilen kişileri “örgüt mensubu suçlu” kabul edip cezalandıramayız. Bir terör örgütü ile “iltisak veya irtibat” ı olduğu değerlendirilen kişinin, eğer örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduğunu ispat edebiliyorsak, o kişi örgüt üyesidir; o kişinin eğer örgüte yardım ettiğini ispat edebiliyorsak, o kişi örgüte yardım eden kişidir; o kişinin eğer örgüt adına suç işlediğini ispat edebiliyorsak, o kişi örgüt adına suç işleyendir vs.. Bunların hiçbirini ispat edemiyorsak, o kişi örgüt mensubu değildir, terör suçlusu değildir. O halde o kişiyi mahkum da edemeyiz.

TCK’nın 220 veya 314. maddelerine veya 3713 sy 7.maddesine, örgütlere iltisak ve irtibatı olan kişileri de cezalandıracak şekilde bir hüküm eklenebilir. Bu, Kanun Koyucunun takdirinde olan bir husustur. Bu yasal değişiklikten sonra da örgüte iltisakı veya irtibatı olan kişileri cezalandırabiliriz. Ancak bu düzenleme sanık aleyhine bir düzenleme olur çünkü daha önce olmayan yeni bir suç (iltisak suçu ve irtibat suçu) ihdas etmiş oluyoruz. TCK 7.maddesinde düzenlenen ve yine hukukun evrensel prensibi olan “failin lehine olan kanun uygulanır” ilkesi gereğince de sadece bu yasal düzenlemeden sonra “iltisak veya irtibat” suçunu işleyenleri cezalandırabiliriz. Düzenleme tarihinden önce iltisak veya irtibatı olan kişileri hiç bir şekilde bu suçtan sorumlu tutamayız.

 

Örneğin, 765 sayılı TCK’da silahlı örgütlerin yöneticileri ve üyeleri arasında bir basamak daha vardı. 5237 sayılı TCK 314.maddenin karşılığı olan 765 sayılı TCK 168.maddede “hususi bir vazifeyi haiz” olan örgüt mensupları ayrıca düzenlenmişti. Bu kişiler örgüt yöneticisi olmayan ama sıradan bir örgüt üyesi de olmayan kişilerdi. 5237 sayılı TCK, bu basamağı kaldırdı, yani artık böyle bir suç bulunmuyor. Yeni ceza yasamızın yürürlüğüyle birlikte tüm dosyalarda olduğu gibi “özel görevli örgüt elemanı” olarak mahkum olan kişilerin dosyalarında da uyarlama yapıldı. Ve yeni ceza yasamızda bu suçun (basamağın) karşılığı bulunmadığı için, bu kişiler zaten örgütün üyesi olduğu için ve lehe düşünülerek örgüt üyeliğinden cezalandırıldılar. Bu kişiler, kıyas yapılarak ve aleyhe yorumla, yönetici gibi cezalandırılmadılar, oysa eski kanun bunlara yöneticilerle aynı cezayı veriyordu. Yine bu kişiler yasada olmayan bir basamak kapsamına sokulmaya da uğraşılmadı.

5237 sayılı TCK, örgüt üyeliğinin üstündeki bir basamağı kaldırmışken, şimdi tamamen hukuksuz olarak üyeliğin altında yeni bir basamak yaratılmaya çalışılıyor. Maalesef on binlerce insan yasada olmayan bu basamaktan (bu suçtan) sorumlu tutuluyor. Bu tamamen hukuksuzdur…