6- Mahkeme Heyetinin Reddi Talebi

2360

Bu aşamaya kadar Mahkemeye ilettiğim, “İddianamenin iadesi”, “Durma kararı verilmesi”, “ Yetkisizlik”, “Görevsizlik”, “Bekletici mesele yapılması kararı verilmesi”, “Birleştirme kararı verilmesi” taleplerimin tümü, tamamen hukuka aykırı bir şekilde, hiçbir gerekçe gösterilmeksizin reddedilmiştir. Bu durum mahkeme heyetinin tarafsızlığını şüpheye düşürdüğünden heyetin reddini talep etmek gerekmiştir.

HÂKİMİN REDDİ TALEBİ

CMK’ nın 24/1 Maddesinde “Hâkimin davaya bakamayacağı hâllerde reddi istenebileceği gibi, tarafsızlığını şüpheye düşürecek diğer sebeplerden dolayı da reddi istenebilir.” Hükmü getirilmiştir. Hakimin davaya bakamayacağı haller CMK’ nın 22. Maddesinde sayılmıştır. Bunun dışında “tarafsızlığı şüpheye” düşüren halin varlığı halinde de Hakimin Reddi talebinde bulunulabilir.

CMK’ nın 25/1 Maddesinde “Tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebeplerden dolayı bir hâkimin reddi, ilk derece mahkemelerinde sanığın sorgusu başlayıncaya; duruşmalı işlerde bölge adliye mahkemelerinde inceleme raporu ve Yargıtayda görevlendirilen üye veya tetkik hâkimi tarafından yazılmış olan rapor üyelere açıklanıncaya kadar istenebilir. Diğer hâllerde, inceleme başlayıncaya kadar hâkimin reddi istenebilir.” Hükmü yer almaktadır.

Sanığın savunmasına geçilmeden Mahkeme heyetinde yer alan bütün Hakimlerin “tarafsızlıklarını şüpheye düşüren sebepler bulunması” nedeni ile REDDİNİ talep ediyorum.

Tarafsızlıklarını şüpheye düşürün olguları açıklamak gerekir ise;

Bu aşamaya kadar Mahkemeye ilettiğimiz, “İddianamenin iadesi”, “Durma kararı verilmesi”, “ Yetkisizlik”, “Görevsizlik”, “Bekletici mesele yapılması kararı verilmesi”, “Birleştirme kararı verilmesi” taleplerimin tümü, tamamen hukuka aykırı bir şekilde, hiçbir gerekçe gösterilmeksizin reddedilmiştir. (Boyalı kısım talep edilen hususlara bağlı olarak yazılacaktır.)

Anayasamızın 141/3 Maddesine göre “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılmalıdır.” CMK’ nın 34/1. Maddesinde de “Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230 uncu madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir.” Hükmü yer almaktadır.

Mahkemenin taleplerim hakkında olumsuz karar vermesi tek başına “tarafsızlığı şüpheye düşüren” hal olarak görülmeyebilir. Ancak taleplerim ile ilgili olarak, sayın Mahkeme tarafından, herhangi bir hukuki tartışma yapılmaksızın, Anayasanın 141/3 ve CMK’ nın 34/1 Maddesinde yer alan açık düzenlemelere rağmen ve bu düzenlemeler hatırlatıldığı halde ısrarla “gerekçesiz olarak karar verilmiş olması”, “gerekçenin hukukilikten uzak olması” nedeni ile Mahkeme heyetinin “tarafsızlığı” konusunda şüpheye düşmeme neden olan başlıca olgu olmuştur.

CMK’ da görev yasakları tek tek saymıştır (m. 22, 23 CMK); ancak bu durumların dışında, sayılmamış birtakım nedenlerden dolayı da hâkimin tarafsız yargılama yapamaması söz konusu olabilir. CMK bu gerçeği gözden kaçırmamak için, 24’ncü maddenin ilk fıkrasında ” Hâkimin davaya bakamayacağı hâllerde reddi istenebileceği gibi, tarafsızlığını şüpheye düşürecek diğer sebeplerden dolayı da reddi istenebilir.” demek suretiyle sayılmış nedenler dışında kalan durumlara da yer ayırmıştır. Bu düzenlemeden çıkan sonuç; “Tarafsızlığı şüpheye düşüren hal” kavramının yasada sayılanların dışında, hâkimin reddi sebebi olabilecek diğer nedenleri kapsayan genel bir düzenleme olduğudur.

Hâkimin taraflara eşit mesafede bulunmasına (m. 10 AY), objektif olmasına tarafsızlık denir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre tarafsızlığın biri sübjektif, diğeri objektif olmak üzere iki yönü vardır. Sübjektif anlamda tarafsızlık, mahkeme üyesi hâkimin birey olarak tarafsız olmasıdır. Objektif tarafsızlık ise, mahkemenin kurum olarak kişide bıraktığı güven verici izlenim ve görünümdür.

Bağımsızlık, kimseden emir almamak; tarafsızlık ise, iddia ve savunma makamları bakımından objektif davranmak, birini veya diğerini kayırmamak demektir. Hâkimin bağımsız ve tarafsız olmasının insan hakları bakımından büyük öneminin bulunduğu açıktır. Hâkimleri bağımsız ve tarafsız olmayan, belli kimselerin özellikle de iktidarın talepleri doğrultusunda karar veren bir devlete hukuk devleti denemez. Bu ilke Anayasada (m. 138 vd.), İHEB’de (m. 10), İHAS’da (m. 6/1), MvSHS’de (m. 14/1 cüm. 2) ve kanunlarda, (örneğin m. 22 vd. CMK) düzenlenmiştir.

AİHS’in 6. maddesinde yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı birlikte tek bir kavram olarak güvence altına alınmıştır. Bağımsızlık konusunda ise, mahkeme, bir mahkemenin bağımsızlığını araştırırken, üyelerinin atanma ve görevden alınma usulüne, görev süresine, üyelere emir verme yetkisine sahip bir makamın bulunup bulunmadığına, üyelerin her türlü etkiden korunmasını sağlayacak önlemlerin alınıp alınmadığına ve mahkemenin genel olarak bağımsız bir görünüm verip vermediğine bakmaktadır. Bağımsızlık kavramıyla yakından ilgili olan tarafsızlık ise mahkemenin veya mahkeme üyelerinin bazısının taraflar düzeyinde onların leh veya aleyhine bir duygu veya çıkara sahip olmaması demektir. AİHM, tarafsızlık kavramını objektif ve sübjektif olmak üzere iki ayrı açıdan ele almaktadır. Sübjektif tarafsızlık, mahkeme üyesi hâkimin kişisel tarafsızlığını ifade eder ve aksi sabit oluncaya kadar var sayılır. Objektif tarafsızlık ise kurum olarak mahkemenin kişide bıraktığı izlenim yani hak arayanlara güven veren tarafsız bir görünüme sahip bulunmasıdır. Bunun değerlendirilmesi organik (mahkemenin kuruluş şekli) ve fonksiyonel (görevin yerine getirilme tarzı) yönlerden yapılmaktadır. [1]

Yargıtay önemli bir ilke kararında; “yargılanan kişilere adil yargılanma haklarının tanınmış olması için mahkeme kurulunun tarafsız, yansız ve adil olması da yeterli olmamakta, bunun böyle olduğunun yargılanan kişilerce de objektif ölçülere göre kabul edilebilir nitelikte olması da gerekmektedir. Başka bir anlatımla, AİHM’nin kimi kararlarında da vurgulandığı gibi, SÖZDE ADALET YETMEZ GÖZDE ADALET DE LAZIMDIR. (Yar.7.CD. 2.11.2006, E.2005/15803; K.2006/16846) [2]

Doktrinde tarafsızlık konusu ile ilgili olarak Kunter de şu görüşleri dile getirmiştir; Psikolojik hüküm bakımından aranan vasıflar içinde ikisi çok önemli olduklarından doktrin ve kanunlar bunlar üzerinde durmak lüzumunu duymuşlardır. Bunlara bağımsızlık ve tarafsızlık denile gelmekte ise de biz, tarafsızlık yerine, onu da içeren “objektiflikten” söz edilerek bu iki temel vasfı “bağımsızlık ve objektiflik” diye adlandırmaktan yanayız. Bağımsızlık ve tarafsızlık denile gelen vasıflar o kadar önemli görülmüşlerdir ki vasıf olmaktan çıkmışlar ve sanık için bir hak olarak kabul olunmuşlardır. Gerçekten Birleşmiş Milletler “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde şöyle denilmektedir: “Herkes haklarının, borçlarının veya kendisine karşı cezai mahiyette herhangi bir isnadın tespitinde, davanın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından… görülmesi hakkına sahiptir” (İHEB 10). İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi de mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmasını aramaktadır (İHAS 6.1).

Hâkimin taraflar bakımından objektif olmasına, yani taraflar bakımından sübjektif davranmamasına “hâkimin tarafsızlığı” denilir. Bu tarafsızlık, taraf makamlarında aynı durumda başkaları da olsa, aynı kararın verilmesini sağlar. Anayasa “herkes… kanun önünde eşittir” (m. 121/1) derken bunu kastetmektedir. Adalet sembolünün elinde terazi bulunan gözü kapalı bir kişi olarak kabul edilegelmesi, hâkimin taraflardan birinin olumlu veya olumsuz etkisi altında kalmaması gerektiğini gösterir. Hâkim gözü ne kadar kapalı olursa yani taraflara yabancı kalabildiği ölçüde doğru ve isabetli karar verir. [3]

Mahkemenin ve mahkemede görev yapan Hakimlerin tarafsızlığının; a- Fonksiyonel (görevin yerine getirilme tarzı) b- Organik (mahkemenin kuruluş şekli) yönlerden değerlendirilmesi gerekir.

Yukarıda da açıklandığı üzere Mahkemenin yargılamanın geldiği aşama itibari ile kimi uygulamaları ve taleplerime ilişkin gerekçeden yoksun kararları nedeni ile, mahkemenin tarafımda bıraktığı izlenim “güven veren” ve “tarafsız bir görüntü” içermediğidir. Mahkemenin görevi yerine getirme tarzı itibari ile “tarafsızlığı şüpheye düşüren” hal olgusu gerçekleşmiştir.


Hakkımda yargılama yapan mahkeme uyuşmazlık çıktıktan sonra kurulmuştur. Söz konusu mahkemenin ve mahkemede görev yapan Hakimlerin fonksiyonel olarak, (görevlerini yerine getirilme tarzları itibari ile) ve organik olarak, (mahkemenin kuruluş şekli ve yargı bağımsızlığına ilişkin çalışma koşulları itibariyle) tarafsızlıklarını yitirdiklerinden heyetin reddi gerekmektedir.

Mahkemenin kuruluşu (organik) yönden “tarafsızlık ve bağımsızlık” değerlendirilecek olur ise;  

AİHS’nin 6. maddesinde “Herkes … yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının … görülmesini isteme hakkına sahiptir.” denilmektedir. “Yasayla kurulmuş” ibaresi doğal hakimlik ilkesini garanti altına almaktadır. “Yasayla kurulmuş mahkeme”, kanunla kurulan, yürütme organları karşısında bağımsız ve tarafsız yargılama usulü güvencesine sahip bir makamı ifade etmektedir. Mahkemenin içtihadına göre, 6. Maddede yer alan “kanunla kurulmuş” ifadesi ile kastedilen “demokratik bir toplumda yargı teşkilatının Yürütmenin takdirine bağlı olmadığı ve Parlamentoda kabul edilen mevzuat ile düzenleme yapılabileceği” dir. AİHM, bir mahkemenin bağımsız olup olmadığına karar verirken; üyelerinin atanma biçimi, görev süreleri, dışarıdan baskılara karşı garantilerin varlığı ve kurumun bağımsız bir görünüme sahip olup olmadığı gibi hususları göz önünde bulundurmaktadır.

Yasayla kurulan mahkeme koşulu, doğal hakim güvencesini de beraberinde getirmektedir. Doğal hakim ilkesi, gerek mahkemelerin kuruluş ve yetkilerinin, gerekse izleyecekleri muhakeme usulünün yasayla ve dava konusu uyuşmazlık ortaya çıkmadan önce belirlenmesini ifade eder. Anayasanın 37. maddesinde: “Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.” denilmek suretiyle doğal hakim ilkesinin geçerli olduğu ifade edilmiştir.

Yine BM Yargı Bağımsızlığı Temel Prensipleri 5. maddesinde;” Herkes, önceden konmuş hukuki usullere göre yargılama yapan olağan mahkemelerde veya yargı yerlerinde yargılanma hakkına sahiptir. Olağan mahkemelere veya yargı yerlerine ait olan yetkilerin ellerinden alınması için konmuş usulleri gereği gibi uygulamayan yargı yerleri kurulamaz.” denilmektedir.

Venedik Komisyonu davaların hâkimlere tevzinin, mümkün olduğu ölçüde önceden kanunla veya kanuna dayalı olarak çıkarılan düzenlemelerle belirlenmiş olan objektif ve şeffaf kıstaslara dayandırılmasını kuvvetle tavsiye etmektedir. İstisna teşkil eden hallerde açıklama getirilmesi gerekmektedir.

Doğal hakimlik ilkesi, hukuk devleti ilkesinin de bir unsurudur. Doğal hakimlik ilkesinde öne çıkan iki unsur, önceden kurulmuş mahkemenin hakimi olma ve yasa ile kurulmuş veya yetkilendirilmiş mahkemenin hakimi olmadır. Bu iki unsur doğal hâkim ilkesinin varlığını saptamakta her zaman yeterli olmaz. Nitekim önceden kurulmuş bir mahkemede, belirli sanıkları yargılayacağı zaman, bu mahkemenin hakimlerinin değiştirilmesi durumunda da, doğal hâkim ilkesi zedelenmiş olur. Doğal hâkim ilkesinin uygulanmadığı mahkemeler, kurgu mahkemelerdir. Kurgu mahkemelerin amacı, gerçeği ortaya çıkarıp, haklıyı haksızdan ayırmak değildir. Bu mahkemelerin amacı, bir iktidarın (kurgu mahkemeleri kuran veya kendi menfaati için kullanacak olan iktidarın), kendisi gibi düşünmeyenleri, ilgili mahkemelerde yapılacak yargılamalar aracılığıyla korkutmasını, sindirmesini ve böylece kendi iktidarını toplum karşısında pekiştirmesini sağlamaktır. Bu amacın gerçekleştirilmesinde kilit rol hakimlerindir. Mahkemeleri kontrolü altına alan güç, kurgu mahkemelerin hakimlerini, bazen kendi dünya görüşünden kişilerden atar, bazense var olan hakimleri, kasten kendi istediği yönde düşünen hakimlerle tayin vb. yollarla değiştirir. Bu yönüyle doğal hâkim ilkesinin, yargı bağımsızlığının unsurlarından olan hâkim ve savcıların coğrafi güvenceleriyle de ilişkili olduğu görülür. Doğal hâkim ilkesi, yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlamada, evleviyetle etkili bir ilkedir. Doğal hâkim ilkesi ile, yargının, herhangi bir gücün elinde, karşı görüşleri ezmeye yarayan bir mengeneye dönüşmemesi ve toplumdaki bazı kesimlerin sindirilmesini sağlayan bir korku makinesi haline gelmemesi hedeflenir.

Sulh Ceza Hakimlikleri ile terör suçlarına bakan mahkemelerin doğal hakimlik ilkesi karşısındaki durumu (Yasayla kurulma koşulu ve üyelerinin atanma biçimi yönünden inceleme):

  1. a) 16/07/2014 tarihinde faaliyete geçirilen Sulh Ceza Hakimlikleri yasa ile kurulmuştur, ancak bu husus tek başına doğal hakimlik ilkesine uygun olduğu sonucunu doğurmamaktadır. Öncelikle söz konusu hakimlikler “mahkeme” niteliğini taşımamakta, sadece soruşturma aşamasında görev almakta ve güvenlik tedbirleri niteliğinde kararlar alabilme yetkileri bulunmaktadır. İkinci olarak bu hakimlikler, uyuşmazlık konusu olaylardan, yani 17/25 Aralık 2013’teki rüşvet ve yolsuzluk soruşturmalarında sonra iktidar tarafından ortaya atılan paralel yapı iddialarına ilişkin ve temel düşüncede bu iddialarla ilgili soruşturmalarda görev almak üzere kurulmuşlardır. Başka bir anlatımla, iddia konusu suçların işlendiği tarihte görevli mahkemeler yerine, kişi hakkında (anayasal tabirle) “kanunen tabi olduğu mahkemeden başka merciler” oluşturulmuştur. Öte yandan bu hâkimliklerin gerek kuruluş gerekse hâkimlerin seçilme ve atanma biçimlerindeki sorunlar dikkate alındığında, yürütme organları karşısında bağımsız ve tarafsız bir yapıya sahip olduklarını söylemek mümkün değildir.
  2. b) İhtisas mahkemeleri olarak belirlenen terör suçlarına bakmakla görevli ağır ceza mahkemeleri ise yasayla kurulmuş ve görevlendirilmiş mahkemeler olmayıp, ilk olarak HSYK 1. Dairesi’nin 17/02/2015 tarihinde yayınlanan 12/02/2015 tarihli ve 224 sayılı kararı ile ve sonradan müteaddit defalar alınan aynı nitelikteki kararları ile, mevcut ağır ceza mahkemeleri arasından bir kısmına görev verilerek, yani idari bir tasarruf ile oluşturulmuş ve iddia konusu suçlardan sonra faaliyete geçirilmiş mahkemelerdir. Bunun yanı sıra, ihtisas mahkemesi olarak görevlendirilen bu mahkemelerin mevcut başkan ve üyeleri, bu tarihten sonra pek çok yerde değiştirilmiş ve mahkemelere yeni atamalar yapılmıştır. “İhtisas mahkemesi” olarak görev verilmesine karşın, terör ve örgütlü suçlarda tecrübeli hakimler yerine, bu tür suçlara bakan mahkemelerde çalışmamış ve tecrübesi bulunmayan hâkimler, hukuk mahkemelerinden hâkimler ve hatta pek çok yerde kur’a ile atanmış, kürsü ve yargılama tecrübesi dahi bulunmayan hâkimlerin görevlendirildiği, yine kıdem ve liyakat durumuna bakılmaksızın sulh ceza hâkimlerinin ağır ceza mahkemesi başkanlığına getirildiği saptanmıştır. HSYK’ nın atama ve müstemir yetki kararnamelerine bakıldığında bu husus açıkça tespit edilebilir.
  3. c) Temyiz mercii olarak terör suçlarına bakmakla görevlendirilen Yargıtay 16. Ceza Dairesi için de aynı şeyleri söylemek mümkündür. Terör suçları ile ilgili davaların temyiz mercii olarak inceleme görevi iddiaya konu suç tarihi itibariyle ve eskiden beri Yargıtay 9. Ceza Dairesi’ne ait iken, bu görev, yukarıda anlatıldığı üzere yürütmenin “paralel yapı” söylemlerinden sonra ilk defa kurulmuş ve üyeleri de yine yürütmenin güdümündeki YBP (YBD) ağırlıklı HSYK tarafından belirlenmiş olan Yargıtay 16. Ceza Dairesi’ne tevdi edilmiştir. Burada da yine iddia konusu suç tarihi itibariyle kişilerin tabi oldukları yargı mercileri dışında bir merci oluşturulması söz konusudur. Bu Daire’ye yapılan üye atamaları da dikkat çekicidir. Zira “paralel yapı” soruşturmalarında temyiz mercii olarak görev yapacak olan bu Daire’nin üyeleri, “paralel yapı” iddiası ile ilgili olarak iktidar ile aynı görüşe sahip ve iktidar tarafından da desteklenen YBP (YBD)’ye üye olan Yargıtay üyeleri arasından seçilmiştir. Paralel yapı iddialarına yönelik yargılamalarda temyiz mercii olarak görevlendirilen bu Daire’nin oluşumu, üyelerinin atanma ve seçilme biçimleri, “paralel yapı” söylemlerine karşı yürütme ile aynı görüşte olduklarını bildiren bir oluşumun üyesi olmaları dikkate alındığında hem yürütme organları karşısında hem de uyuşmazlığın karşı tarafına yönelik olarak bağımsız ve tarafsız yargılama usulü güvencesine sahip bir makamı ifade ettikleri söylenemez.

Bu mahkemelerin dışarıdan baskılara karşı garantileri yoktur ve bağımsız bir görünüme sahip değillerdir.

AİHM, bir mahkemenin bağımsız olup olmadığına karar verirken; üyelerinin atanma biçimi ve görev sürelerinden başka mahkemelerin dışarıdan baskılara karşı garantilerin varlığı ve bağımsız bir görünüme sahip olup olmadığı gibi hususları da göz önünde bulundurmaktadır.

Proje Mahkemeler, yürütmenin güdümü altında ve siyasi saikle hareket etmektedir, muhalifleri sindirme ve yok etme aracına dönüştürülmüştür. Başta Sulh Ceza Hakimlikleri olmak üzere proje mahkemelerin faaliyete geçtiği tarihten beri vermiş oldukları kararların pek çoğu tartışma konusu olmuştur. Özellikle Cumhurbaşkanına hakaret (TCK.m.299), silahlı örgüt (TCK.m.314), hükümete darbe (TCK.m.312), siyasi ve askeri casusluk (TCK.m.328) gibi suçlardan verilen tutuklama ve diğer tedbir kararlarının neredeyse tamamının tartışmaya neden olduğu, muhalif kesimleri susturmaya, sindirmeye ve yok etmeye yönelik olarak, yürütme organlarının etkisi altında ve siyasi saikler, siyasi ve konjonkürel gelişmeler gözetilerek karar verilmiş olduğu görülmektedir

HSYK’nın mevcut yapısı ve uygulamaları, istenilmeyen veya beğenilmeyen kararları veren hakimlerin görev yerlerinin değiştirilmesi, görevlerinden ihracı ve tutuklanmalarına kadar varan uygulamalarından anlaşılacağı üzere, yargı mensuplarının yürütmeye karşı bağımsızlıkları ve hakimlik teminatlarının bulunduğundan söz edilemez.

Avrupa Birliği Komisyonu’nun 2014, 2015 ve 2016 Türkiye İlerleme Raporlarına ve Avrupa Yargı Kurulları Ağı’nın (ENCJ) HSYK’nın gözlemci statüsünün gerekli bağımsızlık ve tarafsızlık şartlarını taşıyamaması sebebiyle askıya alınması kararına [4] da yansıdığı üzere, son 3 yıldır ve özellikle 15 Temmuz’dan beri devam eden OHAL sürecinde Türkiye’de yargı bağımsızlığı ciddi biçimde zarar görmüştür. Mevcut yargı kadrosunun dörtte birinin savunmaları dahi alınmadan meslekten ihracına (son ihraçlarla sayı 4238’e ulaşmıştır) ve 3 bine yakın yargı mensubunun tutuklanmasına karar verilmesi, yürütmenin istemediği biçimde karar veren hakimlerin soruşturma geçirmesi, açığa alınma, ihraç ve tutuklanma ile karşı karşıya kalmaları [5] göstermektedir ki, bugün artık yürütmenin ve yürütmenin etkisi altındaki HSYK’nın istemediği biçimde karar vermek ve yargı bağımsızlığından söz etmek mümkün değildir.

BM Bangalor Yargı Etiği İlkeleri arasında da yer aldığı üzere; Hâkim, genelde toplumdan, özelde ise karar vermek zorunda olduğu ihtilâfın taraflarından bağımsız olmalıdır. Hâkim, yasama ve yürütme organlarının etkisi ve bu organlarla uygun olmayan ilişkilerden fiilen uzak olmakla kalmayıp, aynı zamanda öyle görünmelidir de. Hâkim, önündeki bir dava veya önüne gelme ihtimâli olan bir konu hakkında, bilerek ve isteyerek; yargılama aşamasının sonuçlarını veya sürecin açıkça âdilânelik vasfını makul ölçüler çerçevesinde etkileyecek veya zayıflatacak hiçbir yorumda bulunmamalıdır. Oysa proje mahkemelerin teşkilinde ve yürüyen süreç içerisinde bu ve benzeri ilkelerin tamamen ters yüz edildiği görülmektedir. İddia konusu paralel yapıya karşı mücadele zemininde YBP adı altında bir araya gelmiş ve tüzel kişilik kazanımından sonra YBD adını almış bir oluşum içerisinde yer almış yargı mensuplarının, iddia konusu paralel yapı hakkında açılacak davalarda görev alması etik olmadığı gibi, bu yargı mensuplarının tarafsızlıklarından söz etmek de mümkün değildir. Farklı kesimlerin bir araya gelerek YBP’yi oluşturmalarındaki ortak amaç ve etkenin “paralel yapıyla mücadele” olduğu bizzat YBP’lilerce ifade edilmektedir. Hal böyle iken, bu oluşum mensuplarının “paralel yapı” iddiasıyla açılacak davalarda veya tedbir istemlerinde görev almaları doğru değildir. En basitinden “tarafsız olmadıkları” görüntüsü vermektedirler.

Sulh Ceza Hakimlikleri, ihtisas mahkemesi olarak terör suçlarına bakmakla görevlendirilen ağır ceza mahkemeleri ve temyiz mercii olarak görevli Yargıtay 16. Ceza Dairesinden oluşan ve (Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu mahkemeleri kastederek “bir proje üzerinde çalışıyoruz” söyleminden de hareketle) kamuoyunda kısaca “proje mahkemeler” olarak isimlendirilen bu mahkemeler, yürütme ve yürütme ile bağımlı ve uyumlu çalışan HSYK tarafından doğal hakimlik ilkesine aykırı olarak kurulmuş olup, bu husus AİHS’nin 6. maddesi kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlali niteliğindedir.

Buna göre, söz konusu mahkemeler, yasayla değil idari bir kararla kurulmuş olmaları, uyuşmazlık/iddia konusu olaylardan sonra görevlendirilmiş olmaları, önceki mahkeme heyetlerinin tamamen değiştirilmesi, yeni üyelerinin yeterlilik, seçilme ve atanma biçimlerindeki sorunlar, yürütme organları karşısındaki bağımsızlık ve tarafsızlıkları konusunda mevcut şüpheler göz önüne alındığında, CMK.nın temel hükümlerine, ruhuna ve AİHS’nin 6. maddesine aykırı olarak oluşturuldukları anlaşılmaktadır ve bu husus ayrıca AİHS’nin 5. maddesinde güvence altına alınan özgürlük ve güvenlik hakkının da ihlali niteliğindedir. Bu nedenle bu mahkemelerce verilecek tüm kararların AİHM’den dönmesi ve tazminata konu olması da kaçınılmazdır.

Yargı temsilcilerinin 15 Temmuz darbe girişimi ve faillerine ilişkin görüş açıklamaları:

Yargı teşkilatının en üst kurumları ve temsilcilerinin 15 Temmuz darbe girişiminin faili konusunda henüz yargılamalara dahi başlanmadığı halde iktidar ile söylem birliği içerisinde masumiyet karinesini ve adil yargılamayı etkileyecek nitelikte açıklamalarda bulundukları görülmektedir. Yargı mensupları ile ilgili atama, terfi, disiplin (meslekten çıkarma ve diğer cezalar), mesleğe kabul ve sair halleri hakkında karar vermeye yetkili kurum olan HSYK’nın Başkanvekili Mehmet Yılmaz 22 Eylül 2016 tarihinde Cumhuriyet Gazetesine verdiği beyanda; “Biliyorsunuz bu örgütün silahlı terör örgütü olup olmadığı konusunda tartışma vardı. Bunun kriminal hale gelmesi için silahlı terör örgütü tespitinin yapılması gerekiyordu. … O gün, darbe gecesi bu örgütün terör örgütü olduğu yönünde ayan beyan, kimsenin karşı çıkamayacağı deliller çıkınca Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Türk Ceza Kanunu’nun örgüt üyeliği suçunu düzenleyen 314. Maddesi gereği soruşturma açtı.” demiştir.[6] Yılmaz’ın, 12 Ekim 2016 tarihli beyanatında ise; “Bunlar örgüt ama ne örgütü dendiğinde ‘hizmet örgütü’ deniyordu. MGK terör örgütü kapsamına alsa da Avrupa’dan da aynı sesler geliyordu, bize ‘İdari tasarrufla silahlı terör örgütü yaratamazsınız’ denildi. 15 Temmuz gecesi, bu örgütün silahlı terör örgütü olduğu konusunda kimsenin kafasında kuşku kalmadı.”[7] dediği görülmüştür. Bu konuda HSYK’nın diğer üyelerinin de aynı görüşte oldukları, müteaddit kez verilen ihraç kararlarında “15/07/2016 tarihinde darbe girişiminde bulunan FETÖ/PDY örgütüne …” biçiminde kendini göstermiş ve iddia konusu FETÖ/PDY örgütü hakkında açıklamalarda bulunulmuştur.

Darbe yargılamalarını yapan mahkemelerce verilecek kararların temyiz mercii olan Yargıtay Başkanlığı ise 21 Kasım 2016’da yayınladığı basın açıklamasında 15 Temmuz olayını “FETÖ/PDY Terör Örgütü üyesi teröristler tarafından demokrasimize ve hukuk devletine karşı yapılan darbe girişimi” olarak nitelediği görülmektedir.[8]

Yargı bağımsızlığının kalmadığı ve darbe girişimi hakkında henüz yargılama dahi yapılmadığı bir ortamda yargının tepesinde bulunan kurum temsilcilerinin bu kesin kanaat ve ihsas-ı rey içeren açıklamaları dikkate alındığında, deliller ne olursa olsun veya olayın gerçek faili kim olursa olsun, mahkemelerin, iktidarın ve iktidara bağlı bir kurum gibi çalışan HSYK’nın tezine aykırı karar verebilmeleri mümkün görülmemektedir. Hatta darbe girişiminin faili veya terör örgütü olup olmadığı konusunda karar vermek bir yana, son 3 yılda çok sayıda örneğine rastlandığı üzere, hakimlerin sürgün, ihraç veya tutuklanmayı göze almadan iktidarın hoşuna gitmeyecek bir tahliye kararı verebilmelerinin bile artık mümkün olmadığı ortaya çıkmıştır.

Strazburgda bulunan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM); “Türkiye’de hâkim savcıların dörtte birinin bir anda mesleklerinden edilmesi, birçoğunun halen tutuklu olması, bunlar arasında AYM üyeleri, HSYK üyeleri ve yüksek yargı üyelerinin de olması karşısında Türk yargısının mevcut üyelerinden de adalet beklenemeyeceği” yönündeki açıklamasında aynı görüş dile getirilmiştir. [9]

İddia konusu FETÖ/PDY davalarında yer alan iddianamelerde iddia konusu FETÖ/PDY hakkında verilmiş olan bilgilerin genel itibariyle HSYK’nın yargı mensupları hakkında vermiş olduğu ihraç kararlarına ilişkin gerekçeli kararından aynen alındığı görülmektedir. Esasen mevcut konjonktürde savcıların ve mahkemelerin HSYK tarafından kabul edilen bu görüşün dışında bir karar verebilmeleri mümkün görülmemektedir.

AB Türkiye 2014 Yılı İlerleme Raporunda; “Yargı alanında kabul edilen mevzuat, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, kuvvetler ayrılığı ve hukukun üstünlüğüne ilişkin olarak ciddi endişelere yol açmıştır.” [10] görüşüne yer verilmiştir.

AB Türkiye 2015 Yılı İlerleme Raporunda; “Yargının bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı ilkesi zarar görmüştür ve hâkimler ve savcılar yoğun siyasi baskı altındadır. 2007 ve 2013 arasında Türkiye’deki yargı reformu sürecinde, etkinlik, bağımsızlık ve tarafsızlık gibi Avrupa standartlarının uygulanması yönünde ilerleme kaydedilmiştir. Söz konusu sürecin en önemli yapı taşı, 2010’da gerçekleştirilen HSYK reformudur. Ancak, 2014’te gerçekleştirilen mevzuat değişikliklerinin ve Kurulda yapılan personel değişikliklerinin ardından, yürütme erki, Kurul üzerindeki etkisini yeniden ortaya koymuştur.” [11] görüşüne yer verilmiştir.

AB Türkiye 2016 Yılı İlerleme Raporunda; “Rapor döneminde, hâkim ve savcılar üzerindeki güçlü siyasi baskı devam etmiştir. Yürütme ve yasama erki temsilcileri, diğerlerinin arasında, Anayasa Mahkemesi tarafından alınan kararları da tartışmaya açmak suretiyle, sürmekte olan davalar ile ilgili yorumlarda bulunmayı alışkanlık haline getirmişlerdir.” [12] görüşüne yer verilmiştir.

Gelinen nokta itibariyle, yargı erki, yürütme ile uyumlu çalışma vaadinde bulunan HSYK marifetiyle, adeta yürütmeye bağlanmış bir konuma getirilmiştir. Soruşturma ve kovuşturma işlemleri yürütmenin müdahalesine son derece açık olup, yürütmenin istediği biçimde soruşturma yürütüldüğü veya yapılması istenmeyen soruşturmaların kapatılarak yargı denetiminden kaçırıldığı görülmektedir. Yürütmenin istediği doğrultuda karar vermeyen hâkim-savcıların görev yerlerinin ve yetkilerinin değiştirilmesine, haklarında soruşturma açılmasına, görevden uzaklaştırılmalarına ve tutuklanmalarına kadar varan bütün bu işlemlerden de anlaşılacağı üzere, yürütmenin ve yürütmenin etkisi altındaki HSYK’nın istemediği biçimde karar vermek artık pek mümkün değildir. Yargı üzerinde, yürütmenin etkisi altında bulunan ve hatta yürütmeye bağlı bir kurum gibi faaliyet gösteren HSYK marifetiyle oluşturulan baskı ortamı, kaygı verici boyutlara ulaşmıştır ve bugün artık yargı bağımsızlığından söz etmek mümkün değildir.

Sonuç olarak; bütün bu açıklamalar ışığı altında, Mahkemenin ve mahkemede görev yapan Hakimlerin fonksiyonel olarak, (görevlerini yerine getirilme tarzları itibari ile) ve organik olarak, (mahkemenin kuruluş şekli ve yargı bağımsızlığına ilişkin çalışma koşulları itibariyle) tarafsızlıklarını yitirdikleri, CMK’ nın 25/1 Maddesinde belirtilen “Tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebeplere” ilişkin olguların somut olarak açıklanarak ortaya konulduğu, bu nedenlerden dolayı Mahkeme heyetinde yer alan Hakimlerin Reddi şartlarının gerçekleştiği açıktır. Bu bağlamda, öncelikle Mahkeme Heyetini CMK’ nın 30/2 Maddesi gereğince “Çekinmeye” davet ediyorum. Mahkeme heyetinin Çekinme konusunda karar vermesi gerekmektedir.

Bu yöndeki talebim kabul edilmez ise, Mahkeme Heyetinde yer alan Hakimlerin CMK’ nın 25/1 Maddesi gereğince Reddini Talep ederim. Heyette yer alan Hakimlerin Reddi talebimin değerlendirilmesi için, dosyanın CMK’ nın 27/1-b Maddesi gereğince bir üst Ağır Ceza Mahkemesine Gönderilmesine karar verilmesini talep ederim.


Hâkim ve Cumhuriyet savcılarını yargılamak üzere önceden kurulmuş mahkemelerin yetkileri KHK ile değiştirilmek suretiyle doğal hâkim ilkesi zedelenmiştir. Mahkeme heyetinin reddi gerekmektedir. (Bu savunma maddesi sadece hâkim ve Cumhuriyet savcıları için uygundur.)

15 Temmuz’dan sonra ilan edilen OHAL döneminde çıkarılan ve 06 Ocak 2017 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 680 sayılı KHK ile hâkim-savcıların, kişisel suçlarına hangi mahkemede bakılacağı konusunda yapılan düzenleme doğal hakimlik ilkesine açıkça aykırıdır.

Konu ile ilgili KHK öncesi ve KHK ile getirilen düzenlemeler şu şekildedir:

2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 93. maddesine göre; “Hâkim ve savcıların kişisel suçları hakkında soruşturma, ilgilinin yargı çevresinde bulunduğu ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet başsavcısına ve son soruşturma o yer ağır ceza mahkemesine aittir.” 680 sayılı KHK’nin 7. maddesi ile bu hüküm; “Hâkim ve savcıların kişisel suçları hakkında soruşturma ve kovuşturma yapma yetkisi, ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı olduğu bölge adliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki il Cumhuriyet başsavcılığı ve aynı yer ağır ceza mahkemesine aittir.” şeklinde değiştirilmiştir.

Görüldüğü üzere kanunla önceden kurulmuş ve yargılama yetkisi verilmiş mahkemelerin yetkisi, KHK ile doğal hakimlik ilkesine aykırı şekilde değiştirilmiştir. Söz konusu KHK ile belirli sanıkları yargılamak üzere önceden kurulmuş mahkemelerin yetkileri değiştirilmek suretiyle doğal hâkim ilkesi zedelenmiştir. Türkiye genelinde 7 ayrı il merkezinde bölge adliye mahkemesi kurulmuştur ve 680 sayılı KHK ile hâkim-savcıların, kişisel suçlarına bakma yetkisi bölge adliye mahkemelerinin bulunduğu yerdeki ağır ceza mahkemesine verilmektedir. KHK ile yapılan yetki değişikliğinin amacı adil yargılamayı sağlamak ve gerçeği ortaya çıkarmak değildir. Türkiye genelinde ağır ceza mahkemelerinin tümünü kontrol altında tutamayacağını hesap eden iktidar, yargılamaları belirli merkezlerde toplayarak mahkemeleri kontrol altında tutmak, siyasi görüş ve çıkarlarına aykırı kararlar verilmesini engellemek ve böylece kendisi gibi düşünmeyenleri, ilgili mahkemelerde yapılacak yargılamalar aracılığıyla korkutmayı, sindirmeyi ve kendi iktidarını toplum karşısında pekiştirmeyi sağlamak amacıyla mahkemelerin yetkilerini değiştirme yoluna gitmiştir. KHK ile yetki verilen mahkemeler uyuşmazlık/iddia konusu olaylardan sonra görevlendirilmişlerdir ve iddia konusu suçların işlendiği tarihte görevli mahkemeler yerine, kişi hakkında (anayasal tabirle) “kanunen tabi olduğu mahkemeden başka merciler” oluşturulmuştur. Bu nedenle doğal hakimlik ilkesine aykırı olan söz konusu düzenleme ile Anayasanın 37. maddesi ve AİHS’nin 6. maddesi açıkça ihlal edilmiştir.

Bu mahkemelerin dışarıdan baskılara karşı garantileri yoktur ve bağımsız bir görünüme sahip değillerdir.

AİHM, bir mahkemenin bağımsız olup olmadığına karar verirken; üyelerinin atanma biçimi ve görev sürelerinden başka mahkemelerin dışarıdan baskılara karşı garantilerin varlığı ve bağımsız bir görünüme sahip olup olmadığı gibi hususları da göz önünde bulundurmaktadır.

Proje Mahkemeler, yürütmenin güdümü altında ve siyasi saikle hareket etmektedir, muhalifleri sindirme ve yok etme aracına dönüştürülmüştür. Başta Sulh Ceza Hakimlikleri olmak üzere proje mahkemelerin faaliyete geçtiği tarihten beri vermiş oldukları kararların pek çoğu tartışma konusu olmuştur. Özellikle Cumhurbaşkanına hakaret (TCK.m.299), silahlı örgüt (TCK.m.314), hükümete darbe (TCK.m.312), siyasi ve askeri casusluk (TCK.m.328) gibi suçlardan verilen tutuklama ve diğer tedbir kararlarının neredeyse tamamının tartışmaya neden olduğu, muhalif kesimleri susturmaya, sindirmeye ve yok etmeye yönelik olarak, yürütme organlarının etkisi altında ve siyasi saikler, siyasi ve konjonkürel gelişmeler gözetilerek karar verilmiş olduğu görülmektedir

HSYK’nın mevcut yapısı ve uygulamaları, istenilmeyen veya beğenilmeyen kararları veren hakimlerin görev yerlerinin değiştirilmesi, görevlerinden ihracı ve tutuklanmalarına kadar varan uygulamalarından anlaşılacağı üzere, yargı mensuplarının yürütmeye karşı bağımsızlıkları ve hakimlik teminatlarının bulunduğundan söz edilemez.

Avrupa Birliği Komisyonu’nun 2014, 2015 ve 2016 Türkiye İlerleme Raporlarına ve Avrupa Yargı Kurulları Ağı’nın (ENCJ) HSYK’nın gözlemci statüsünün gerekli bağımsızlık ve tarafsızlık şartlarını taşıyamaması sebebiyle askıya alınması kararına [13] da yansıdığı üzere, son 3 yıldır ve özellikle 15 Temmuz’dan beri devam eden OHAL sürecinde Türkiye’de yargı bağımsızlığı ciddi biçimde zarar görmüştür. Mevcut yargı kadrosunun dörtte birinin savunmaları dahi alınmadan meslekten ihracına (son ihraçlarla sayı 4238’e ulaşmıştır) ve 3 bine yakın yargı mensubunun tutuklanmasına karar verilmesi, yürütmenin istemediği biçimde karar veren hakimlerin soruşturma geçirmesi, açığa alınma, ihraç ve tutuklanma ile karşı karşıya kalmaları [14] göstermektedir ki, bugün artık yürütmenin ve yürütmenin etkisi altındaki HSYK’nın istemediği biçimde karar vermek ve yargı bağımsızlığından söz etmek mümkün değildir.

BM Bangalor Yargı Etiği İlkeleri arasında da yer aldığı üzere; Hâkim, genelde toplumdan, özelde ise karar vermek zorunda olduğu ihtilâfın taraflarından bağımsız olmalıdır. Hâkim, yasama ve yürütme organlarının etkisi ve bu organlarla uygun olmayan ilişkilerden fiilen uzak olmakla kalmayıp, aynı zamanda öyle görünmelidir de. Hâkim, önündeki bir dava veya önüne gelme ihtimâli olan bir konu hakkında, bilerek ve isteyerek; yargılama aşamasının sonuçlarını veya sürecin açıkça âdilânelik vasfını makul ölçüler çerçevesinde etkileyecek veya zayıflatacak hiçbir yorumda bulunmamalıdır. Oysa proje mahkemelerin teşkilinde ve yürüyen süreç içerisinde bu ve benzeri ilkelerin tamamen ters yüz edildiği görülmektedir. İddia konusu paralel yapıya karşı mücadele zemininde YBP adı altında bir araya gelmiş ve tüzel kişilik kazanımından sonra YBD adını almış bir oluşum içerisinde yer almış yargı mensuplarının, iddia konusu paralel yapı hakkında açılacak davalarda görev alması etik olmadığı gibi, bu yargı mensuplarının tarafsızlıklarından söz etmek de mümkün değildir. Farklı kesimlerin bir araya gelerek YBP’yi oluşturmalarındaki ortak amaç ve etkenin “paralel yapıyla mücadele” olduğu bizzat YBP’lilerce ifade edilmektedir. Hal böyle iken, bu oluşum mensuplarının “paralel yapı” iddiasıyla açılacak davalarda veya tedbir istemlerinde görev almaları doğru değildir. En basitinden “tarafsız olmadıkları” görüntüsü vermektedirler.

Sulh Ceza Hakimlikleri, ihtisas mahkemesi olarak terör suçlarına bakmakla görevlendirilen ağır ceza mahkemeleri ve temyiz mercii olarak görevli Yargıtay 16. Ceza Dairesinden oluşan ve (Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu mahkemeleri kastederek “bir proje üzerinde çalışıyoruz” söyleminden de hareketle) kamuoyunda kısaca “proje mahkemeler” olarak isimlendirilen bu mahkemeler, yürütme ve yürütme ile bağımlı ve uyumlu çalışan HSYK tarafından doğal hakimlik ilkesine aykırı olarak kurulmuş olup, bu husus AİHS’nin 6. maddesi kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlali niteliğindedir.

Buna göre, söz konusu mahkemeler, yasayla değil idari bir kararla kurulmuş olmaları, uyuşmazlık/iddia konusu olaylardan sonra görevlendirilmiş olmaları, önceki mahkeme heyetlerinin tamamen değiştirilmesi, yeni üyelerinin yeterlilik, seçilme ve atanma biçimlerindeki sorunlar, yürütme organları karşısındaki bağımsızlık ve tarafsızlıkları konusunda mevcut şüpheler göz önüne alındığında, CMK.nın temel hükümlerine, ruhuna ve AİHS’nin 6. maddesine aykırı olarak oluşturuldukları anlaşılmaktadır ve bu husus ayrıca AİHS’nin 5. maddesinde güvence altına alınan özgürlük ve güvenlik hakkının da ihlali niteliğindedir. Bu nedenle bu mahkemelerce verilecek tüm kararların AİHM’den dönmesi ve tazminata konu olması da kaçınılmazdır.

Yargı temsilcilerinin 15 Temmuz darbe girişimi ve faillerine ilişkin görüş açıklamaları:

Yargı teşkilatının en üst kurumları ve temsilcilerinin 15 Temmuz darbe girişiminin faili konusunda henüz yargılamalara dahi başlanmadığı halde iktidar ile söylem birliği içerisinde masumiyet karinesini ve adil yargılamayı etkileyecek nitelikte açıklamalarda bulundukları görülmektedir. Yargı mensupları ile ilgili atama, terfi, disiplin (meslekten çıkarma ve diğer cezalar), mesleğe kabul ve sair halleri hakkında karar vermeye yetkili kurum olan HSYK’nın Başkanvekili Mehmet Yılmaz 22 Eylül 2016 tarihinde Cumhuriyet Gazetesine verdiği beyanda; “Biliyorsunuz bu örgütün silahlı terör örgütü olup olmadığı konusunda tartışma vardı. Bunun kriminal hale gelmesi için silahlı terör örgütü tespitinin yapılması gerekiyordu. … O gün, darbe gecesi bu örgütün terör örgütü olduğu yönünde ayan beyan, kimsenin karşı çıkamayacağı deliller çıkınca Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Türk Ceza Kanunu’nun örgüt üyeliği suçunu düzenleyen 314. Maddesi gereği soruşturma açtı.” demiştir.[15] Yılmaz’ın, 12 Ekim 2016 tarihli beyanatında ise; “Bunlar örgüt ama ne örgütü dendiğinde ‘hizmet örgütü’ deniyordu. MGK terör örgütü kapsamına alsa da Avrupa’dan da aynı sesler geliyordu, bize ‘İdari tasarrufla silahlı terör örgütü yaratamazsınız’ denildi. 15 Temmuz gecesi, bu örgütün silahlı terör örgütü olduğu konusunda kimsenin kafasında kuşku kalmadı.”[16] dediği görülmüştür. Bu konuda HSYK’nın diğer üyelerinin de aynı görüşte oldukları, müteaddit kez verilen ihraç kararlarında “15/07/2016 tarihinde darbe girişiminde bulunan FETÖ/PDY örgütüne …” biçiminde kendini göstermiş ve iddia konusu FETÖ/PDY örgütü hakkında açıklamalarda bulunulmuştur.

Darbe yargılamalarını yapan mahkemelerce verilecek kararların temyiz mercii olan Yargıtay Başkanlığı ise 21 Kasım 2016’da yayınladığı basın açıklamasında 15 Temmuz olayını “FETÖ/PDY Terör Örgütü üyesi teröristler tarafından demokrasimize ve hukuk devletine karşı yapılan darbe girişimi” olarak nitelediği görülmektedir.[17]

Yargı bağımsızlığının kalmadığı ve darbe girişimi hakkında henüz yargılama dahi yapılmadığı bir ortamda yargının tepesinde bulunan kurum temsilcilerinin bu kesin kanaat ve ihsas-ı rey içeren açıklamaları dikkate alındığında, deliller ne olursa olsun veya olayın gerçek faili kim olursa olsun, mahkemelerin, iktidarın ve iktidara bağlı bir kurum gibi çalışan HSYK’nın tezine aykırı karar verebilmeleri mümkün görülmemektedir. Hatta darbe girişiminin faili veya terör örgütü olup olmadığı konusunda karar vermek bir yana, son 3 yılda çok sayıda örneğine rastlandığı üzere, hakimlerin sürgün, ihraç veya tutuklanmayı göze almadan iktidarın hoşuna gitmeyecek bir tahliye kararı verebilmelerinin bile artık mümkün olmadığı ortaya çıkmıştır.

Strazburgda bulunan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM); “Türkiye’de hâkim savcıların dörtte birinin bir anda mesleklerinden edilmesi, birçoğunun halen tutuklu olması, bunlar arasında AYM üyeleri, HSYK üyeleri ve yüksek yargı üyelerinin de olması karşısında Türk yargısının mevcut üyelerinden de adalet beklenemeyeceği” yönündeki açıklamasında aynı görüş dile getirilmiştir. [18]

İddia konusu FETÖ/PDY davalarında yer alan iddianamelerde iddia konusu FETÖ/PDY hakkında verilmiş olan bilgilerin genel itibariyle HSYK’nın yargı mensupları hakkında vermiş olduğu ihraç kararlarına ilişkin gerekçeli kararından aynen alındığı görülmektedir. Esasen mevcut konjonktürde savcıların ve mahkemelerin HSYK tarafından kabul edilen bu görüşün dışında bir karar verebilmeleri mümkün görülmemektedir.

AB Türkiye 2014 Yılı İlerleme Raporunda; “Yargı alanında kabul edilen mevzuat, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, kuvvetler ayrılığı ve hukukun üstünlüğüne ilişkin olarak ciddi endişelere yol açmıştır.” [19] görüşüne yer verilmiştir.

AB Türkiye 2015 Yılı İlerleme Raporunda; “Yargının bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı ilkesi zarar görmüştür ve hâkimler ve savcılar yoğun siyasi baskı altındadır. 2007 ve 2013 arasında Türkiye’deki yargı reformu sürecinde, etkinlik, bağımsızlık ve tarafsızlık gibi Avrupa standartlarının uygulanması yönünde ilerleme kaydedilmiştir. Söz konusu sürecin en önemli yapı taşı, 2010’da gerçekleştirilen HSYK reformudur. Ancak, 2014’te gerçekleştirilen mevzuat değişikliklerinin ve Kurulda yapılan personel değişikliklerinin ardından, yürütme erki, Kurul üzerindeki etkisini yeniden ortaya koymuştur.” [20] görüşüne yer verilmiştir.

AB Türkiye 2016 Yılı İlerleme Raporunda; “Rapor döneminde, hâkim ve savcılar üzerindeki güçlü siyasi baskı devam etmiştir. Yürütme ve yasama erki temsilcileri, diğerlerinin arasında, Anayasa Mahkemesi tarafından alınan kararları da tartışmaya açmak suretiyle, sürmekte olan davalar ile ilgili yorumlarda bulunmayı alışkanlık haline getirmişlerdir.” [21] görüşüne yer verilmiştir.

Gelinen nokta itibariyle, yargı erki, yürütme ile uyumlu çalışma vaadinde bulunan HSYK marifetiyle, adeta yürütmeye bağlanmış bir konuma getirilmiştir. Soruşturma ve kovuşturma işlemleri yürütmenin müdahalesine son derece açık olup, yürütmenin istediği biçimde soruşturma yürütüldüğü veya yapılması istenmeyen soruşturmaların kapatılarak yargı denetiminden kaçırıldığı görülmektedir. Yürütmenin istediği doğrultuda karar vermeyen hâkim-savcıların görev yerlerinin ve yetkilerinin değiştirilmesine, haklarında soruşturma açılmasına, görevden uzaklaştırılmalarına ve tutuklanmalarına kadar varan bütün bu işlemlerden de anlaşılacağı üzere, yürütmenin ve yürütmenin etkisi altındaki HSYK’nın istemediği biçimde karar vermek artık pek mümkün değildir. Yargı üzerinde, yürütmenin etkisi altında bulunan ve hatta yürütmeye bağlı bir kurum gibi faaliyet gösteren HSYK marifetiyle oluşturulan baskı ortamı, kaygı verici boyutlara ulaşmıştır ve bugün artık yargı bağımsızlığından söz etmek mümkün değildir.

Sonuç olarak; bütün bu açıklamalar ışığı altında, Mahkemenin ve mahkemede görev yapan Hakimlerin fonksiyonel olarak, (görevlerini yerine getirilme tarzları itibari ile) ve organik olarak, (mahkemenin kuruluş şekli ve yargı bağımsızlığına ilişkin çalışma koşulları itibariyle) tarafsızlıklarını yitirdikleri, CMK’ nın 25/1 Maddesinde belirtilen “Tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebeplere” ilişkin olguların somut olarak açıklanarak ortaya konulduğu, bu nedenlerden dolayı Mahkeme heyetinde yer alan Hakimlerin Reddi şartlarının gerçekleştiği açıktır. Bu bağlamda, öncelikle Mahkeme Heyetini CMK’ nın 30/2 Maddesi gereğince “Çekinmeye” davet ediyorum. Mahkeme heyetinin Çekinme konusunda karar vermesi gerekmektedir.

Bu yöndeki talebim kabul edilmez ise, Mahkeme Heyetinde yer alan Hakimlerin CMK’ nın 25/1 Maddesi gereğince Reddini Talep ederim. Heyette yer alan Hakimlerin Reddi talebimizin değerlendirilmesi için, dosyanın CMK’ nın 27/1-b Maddesi gereğince bir üst Ağır Ceza Mahkemesine Gönderilmesine karar verilmesini talep ederim.

[1] Prof. Dr. Bahri ÖZTÜRK, Prof. Dr.M. Ruhan ERDEM, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, 11. Baskı, s. 138

[2] Aynı eser, s. 180

[3] Kunter, Yenisey, Nuhoğlu, s.297 ve 305

[4]  https://tr.sputniknews.com/haberler/201612091026232448-hsyknin-avrupa-yargi-kurullari-agindaki-gozlemci-statusu-askiya-alindi/

[5] http://www.aljazeera.com.tr/haber/tahliye-karari-verenler-aciga-alindi, https://m.bianet.org/bianet/insan-haklari/185129-21-gazeteci-icin-     tahliye-karari-veren-hakimler-aciga-alindi

[6] http://www.cumhuriyet.com.tr/m/haber/turkiye/604177/HSYK__ihraclarin_neden_darbeyi_bekledigini_acikladi.html

[7] http://www.cumhuriyet.com.tr/m/koseyazisi/614303/HSYK_Baskanvekili__Avrupa_tercumeyi_bile_beklemedi.html

[8] http://www.yargitay.gov.tr/sayfa/basin-aciklamasi/documents/21112016BasinAciklamasi.pdf

[9] http://www.assembly.coe.int/nw/xml/News/News-View-EN.asp?newsid=6660&lang=2&cat=5

[10] http://www.ab.gov.tr/files/ilerlemeRaporlariTR/2014_ilerleme_raporu_tr.pdf

[11] http://www.ab.gov.tr/files/000files/2015/11/2015_turkiye_raporu.pdf

[12] http://www.ab.gov.tr/files/5%20Ekim/son__2016_ilerleme_raporu_tr.pdf

[13]  https://tr.sputniknews.com/haberler/201612091026232448-hsyknin-avrupa-yargi-kurullari-agindaki-gozlemci-statusu-askiya-alindi/

[14] http://www.aljazeera.com.tr/haber/tahliye-karari-verenler-aciga-alindi, https://m.bianet.org/bianet/insan-haklari/185129-21-gazeteci-icin-     tahliye-karari-veren-hakimler-aciga-alindi

[15] http://www.cumhuriyet.com.tr/m/haber/turkiye/604177/HSYK__ihraclarin_neden_darbeyi_bekledigini_acikladi.html

[16] http://www.cumhuriyet.com.tr/m/koseyazisi/614303/HSYK_Baskanvekili__Avrupa_tercumeyi_bile_beklemedi.html

[17] http://www.yargitay.gov.tr/sayfa/basin-aciklamasi/documents/21112016BasinAciklamasi.pdf

[18] http://www.assembly.coe.int/nw/xml/News/News-View-EN.asp?newsid=6660&lang=2&cat=5

[19] http://www.ab.gov.tr/files/ilerlemeRaporlariTR/2014_ilerleme_raporu_tr.pdf

[20] http://www.ab.gov.tr/files/000files/2015/11/2015_turkiye_raporu.pdf

[21] http://www.ab.gov.tr/files/5%20Ekim/son__2016_ilerleme_raporu_tr.pdf