YARGININ SİLAHLI ÖRGÜTLE İMTİHANI !

2520

A- YARGITAY KARARLARINDA SİLAHLI ÖRGÜT KABULÜ NASIL YAPILIR?

Ceza Yasalarında kural olarak hazırlık hareketleri cezalandırılmaz. Fakat istisnai olarak belirli amaçlara yönelik hazırlık hareketleri özel suç tipi şeklinde kabul edilebilir. TCK’nın 314.maddesinde düzenlenen silahlı örgüt mensubiyetine ilişkin suçlar da Devletin güvenliğine ve Anayasal düzene karşı işlenen suçların hazırlık hareketi mahiyetinde olan istisnai bir suç tipidir. Silahlı örgüt niteliğindeki oluşumlar, maddeyle belirlenen amaç suçlar ile güvence altına alınan hukuki değerler açısından ağır ve yakın bir zarar tehlikesi yarattığı için mensupları cezalandırılmaktadır.

Ancak her hareket, hazırlık hareketi değildir.

Örneğin, bir kişiyi öldürmek amacıyla ateşli silah satın almak, kasten öldürme suçunun hazırlık hareketidir. Fakat bu silahı satın almak amacıyla para biriktirmek hazırlık hareketi olarak kabul edilmez. Çünkü silah temini, amaç suç olan kasten öldürmeye yönelik olduğu açıkça belli olan ve bu suçu mümkün kılabilecek bir harekettir. Oysa para biriktirmek, hazırlık hareketinin de hazırlık aşamasıdır.

O halde bir fiilin hazırlık hareketi olarak kabul edilebilmesi için hedeflenen amaç suça yönelik ve amaç suçu mümkün kılabilecek türden hareketler olması gerekir.

Silahlı örgütün de Devletin güvenliği ve Anayasal düzeni kaldırma amacına yöneldiği açıkça belli olan ve bu amaç suçu mümkün kılabilecek türden bir yapılanma olması gerekir. Bu aşamaya gelmemiş örgütler, yukarıda verdiğimiz örnekteki para biriktirme gibi hazırlık hareketinin de hazırlık aşamasıdır.

Ayrıca TCK’nın 314/3. maddesindeki atıf dolayısıyla, silahlı örgütlerin de 220.maddede belirtildiği üzere “yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması” gerekir.

Bu durumda, sadece Devletin güvenliğine ve Anayasal düzeni kaldırma amacına yöneldiği açıkça belli olan ve bunu mümkün kılabilecek nitelikte, amaç suçu gerçekleştirebilme gücü ve yeterliliği olan yapılanmalar, silahlı örgüt olarak kabul edilebilir.

O halde “amaç suça yönelmiş elverişli yapılanma” hangi aşamada oluşur?, bir yapılanma ne zaman silahlı örgüt olarak kabul edilebilir?, buna kim, nasıl karar verir?

Öncelikle “silahlı örgüt” kavramı hukuki bir terim olduğu için varlığını tespit işlemi de yargısal bir faaliyettir.

Ülkemizin uzun terör geçmişi düşünüldüğünde, terör suçlarında özellikle de silahlı örgütler konusunda zengin bir birikime sahip olan yargının silahlı örgüt kriteri matuf eylemdir. Bir yapılanmanın amacının ne olduğuna, amaç suça yönelip yönelmediğine, bu amaca ulaşmaya elverişli olup olmadığına, ağır ve yakın bir zarar tehlikesi yaratıp yaratmadığına dolayısıyla bu yapılanmanın “silahlı örgüt” olarak kabul edilip edilmeyeceğine “matuf eylem” ile karar verilir. Yargıtay, kırk yılı aşkın bir süredir sadece “matuf” kabul edilebilecek eylemler gerçekleştiren örgütleri amaca yöneldiği ve ciddi tehlike oluşturduğu için silahlı örgüt olarak kabul etmektedir.

Matuf eylem ismi aslında eski Ceza Yasamızın bir mirasıdır. 765 sayılı TCK’daki silahlı çetenin amaç suçlarından olan 125.maddesinde “matuf bir fiil işliyen” ibaresinin bulunması nedeniyle silahlı örgütlerin ağır tehlike oluşturan her türlü eylemleri “matuf eylem” olarak adlandırılmış ve bu kavram zamanla yerleşmiştir.

Matuf eylem, örgütün hangi amaca yöneldiğini göstermesi yanında, örgütün gücünü, kararlılığını, tehlikelilik boyutunu, elverişliliğini de gösteren eylemlerdir. Örgütün amacına ulaşmak için harekete geçtiğini ve bu amaca ulaşmak için ne kadar vahim eylemler yapabileceğini tespit bağlamında yargı için önemli bir kriterdir.

Silahlı örgütler, Devletin güvenliğine ve Anayasal düzene karşı ağır ve yakın bir zarar tehlikesi yarattığı varsayılan oluşumlardır. Matuf eylem de bir örgütün “ciddi tehlike” oluşturduğunun en büyük göstergesidir.

Matuf eylem kavramına hangi fiil veya hareketlerin dahil olduğu hususunda belli bir sınırlama bulunmamaktadır. Ancak Yargıtay, suç teşkil eden ve vahamet arzeden eylemleri “matuf eylem” olarak kabul etmektedir. Bunun bir nedeni, örgütün yarattığı tehlikenin vahim boyutta olduğu anlamı taşımasıdır. Bir diğer nedeni matuf eylemin karşılığının matuf (vahim) suç olmasıdır. Matuf suç, Ceza Mevzuatındaki en ağır yaptırım olan ağırlaştırılmış müebet hapis cezasını gerektiren suçlardır. Bu nedenle bir eylemin “matuf” olarak kabul edilmesi için belli bir vahamete ulaşması ve suç oluşturması aranır ve aynı nedenle matuf yerine “vahim” ifadesi de kullanılır.

Uygulamada özellikle kişilerin güvenliğine, hürriyetine veya hayatına yönelik eylemler matuf eylem olarak kabul edilir. Örneğin, güvenlik güçleriyle silahlı çatışma, karakol baskını, silahlı gasp, asker, polis veya sivil vatandaş öldürme veya öldürmeye teşebbüs, adam kaçırma, yolcu bulunan otobüsün içine molotof atma, askeri araç geçiş güzergahına mayın döşeme, canlı bomba eylemi, fidye için insanları tutma, hürriyeti tahdit, polis aracına molotof atma, uçak kaçırma, insan bulunan binayı yakma, satırla yaralama matuf olarak kabul edilen eylemlerden bazılarıdır.

2003 yılında 6. Uyum Paketi kapsamında 3713 sayılı Kanunun 1.maddesindeki terör tanımı 4928 sayılı Kanun ile değiştirilmiştir. “Cebir ve şiddet” seçimlik yöntemlerden biriyken “zorunlu unsur” haline getirilmiş ve tanıma “suç teşkil eden eylemlerdir” ibaresi eklenerek “suç işlenmesi” de zorunlu unsur yapılmıştır. Artık bir eylemin, terör eylemi olması için mutlaka “suç” da oluşturması gerekir.

TCK’nın 220.maddesine göre bir yapılanmanın “suç örgütü” olarak kabul edilebilmesi için suç işlemesi gerekmez. Suç işleme amacının olması yeterlidir. Ancak 2003 yılında Terörle Mücadele Kanununda yapılan bu değişiklikten sonra bir yapılanmanın “terör örgütü” olarak kabul edilebilmesi için suç işleme amacının yanında mutlaka amaca yönelik bir “suç” da işlemesi gereklidir.

Silahlı örgütler aynı zamanda terör örgütü olduğundan, amaca yönelik bir “suç” işlenmesi silahlı örgütün de zorunlu unsurudur. Suç işlememiş yapılanmalar terör örgütü olarak kabul edilemez. Silahlı örgütün ise vahamet boyutuyla orantılı olarak biraz daha ağır bir suç işlemesi aranır.

Bir eylemin suç olup olmadığına mahkemelerce verilen ve kesinleşen kararlar ile hükmedilir. Bu nedenle bir silahlı örgütün varlığı için “amaca yönelik suç işlediğinin” kesinleşmiş yargı kararıyla tespit edilmesi zorunludur.

TCK 314.madde kapsamındaki silahlı örgütler için “yargı kararıyla tespit” etmemiz gereken suç ise yukarıda bahsettiğimiz ve matuf eylemin karşılığı olan matuf (vahim) suçtur.

Yargı, matuf eylemin suç teşkil eden bir fiil olmasını hep aramıştır. 2003 değişikliği ile bu artık yasal bir zorunluluk haline gelmiştir. O halde bir örgütün TCK’nın 314.maddesi kapsamında silahlı bir örgüt olarak kabul edilebilmesi için matuf eylem (matuf suç) gerçekleştirdiğinin kesinleşmiş bir yargı kararıyla tespit edilmesi zorunludur.

3713 sayılı Yasanın 1 ve  7/1.maddeleri gereğince “cebir ve şiddet” tüm terör örgütlerinin zorunlu unsurudur. TCK’nın 314.maddesi kapsamında bulunan örgütler için ayrıca “silah” da zorunlu unsurdur. Yargıtay uygulamasında matuf eylemler suç teşkil eden ve genellikle silahlı olan cebir şiddet içeren eylemlerdir. Silahlı çatışma, silahlı yağma, molotof atma, satırla yaralama gibi. Aslında matuf eylem silahlı örgütlerin üç zorunlu unsuru olan “suç işlenmesi”, “silah” ve “cebir şiddeti” de bünyesinde barındıran eylemlerdir.

Matuf eylem, “silahlı örgüt olduğundan şüphelenilen” yapılanmalar için yargının kullandığı bir çeşit “kanser testi”dir. Çünkü “silahlı örgüt teşhisini” koymadan önce o örgütün Devlet için ciddi tehlike oluşturan bir kansere dönüşüp dönüşmediği kesin olarak tespit edilmelidir.

Silahlı örgüt, zarar tehlikesi suçudur. Bu tehlike yakın ve ağır olmalıdır. Varsayım veya ihtimalle bir örgütün “tehlike oluşturduğuna” karar verilemez. Bu tehlikenin “maddi bir fiil” ile ve “ciddi” olarak ortaya çıkması gerekir. Bir örgüt de nihai amacını gerçekleştirmek üzere harekete geçtiği an “yakın ve ciddi tehlike” oluşturmuş demektir.

Silahlı çatışma, yağma gibi vahim eylemlerle harekete geçen örgütler Devlet için ağır tehlike olarak kabul edilir. Yargı da bu tür eylemlerle o yapılanmadaki kanserli hücreleri tespit etmiş olur ve matuf suçtan verdiği mahkumiyet ile “silahlı örgüt” kesin teşhisini koyar.

Bu nedenle bir örgütü, silahlı örgüt olarak kabul edebilmemiz için matuf eylem gerçekleştirdiğinin dolayısıyla matuf suç işlediğinin kesinleşmiş bir yargı kararı ile tespit edilmesi gerekir. Silahlı örgütler için “Matufiyeti sadece mahkumiyet belirler.” bunu ifade bağlamında doğru bir anlatımdır.

Gerçekleştirilen eylemler “matuf eylem” olarak kabul edilemiyorsa, dolayısıyla “matuf suç”tan mahkumiyet kararı verilemiyorsa o örgüt TCK’nın 314.maddesi kapsamında “silahlı örgüt” değil, şartları varsa 3713 sayılı Yasanın 7/1.maddesi  kapsamında bir terör örgütüdür.

Örneğin, bir örgüt Anayasayı değiştirme amacıyla yasadışı bir gösteri ve basın açıklaması yapsa aslında bir suç işlenmiştir. Ancak bu suç belli bir vahamete ulaşmadığından matuf eylem kabul edilemez. Dolayısıyla matuf (vahim) suçtan mahkumiyet kararı verilemez. Matuf suçtan mahkumiyet hükmü verilemiyorsa, bu gösteriyi düzenleyen örgüt de silahlı örgüt olarak kabul edilemez.

 

Matuf eylem ve matuf suçu şöyle somutlaştırabiliriz;

-Kendisine ceza yazdığı için bir polis memurunu öldürmenin suç olarak karşılığı TCK 82.maddedir. Ancak amacı Ülke bütünlüğünü bozmak olan bir örgüt adına bu polis memuru öldürülmüş ise bu artık matuf eylemdir ve karşılığı matuf suç olan TCK 302.maddesi ile birlikte 82.maddedir.

-Bir kuyumcuda silahlı yağma yapmanın suç olarak karşılığı TCK 149.maddedir. Ancak hedefi Anayasayı ilga olan bir örgüte gelir temini için yağma yapılmışsa, bu matuf eylemdir ve suç olarak karşılığı matuf suç olan TCK 309.maddesi ile birlikte 149.maddedir.

Aslında yargı, bu yağmanın normal adli bir olay (adi suç) değil de matuf bir eylem olduğunu kabul edip matuf suçtan mahkumiyet vermekle iki hususu tespit ettiğini göstermiş olmaktadır. Yargı bu kararla örgüte “nihai amacının Anayasayı ilga olduğunu ve Anayasal düzen için ağır ve yakın bir tehlike oluşturduğunu tespit ettim” demektedir. Bu nedenle de yağma yapan silahlı örgüt mensubu ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmaktadır. Yağma eyleminin Anayasayı değiştirebilme gücüyle ne ilgisi var denebilir. Kanun koyucu, amaç suçlara yönelik her türlü girişimi, her türlü müdahaleyi amaç suç gibi cezalandırmıştır. Anayasayı değiştirmek amacıyla yağma yapmak, Anayasayı değiştirmekle aynı vahamette kabul edilir ve aynı şekilde cezalandırılır.

Yani matuf suç aslında güdülen amacın ve yaratılan tehlikenin karşılığıdır.

Amaca yönelmek, örgütün nihai amacına ulaşmak gayesiyle harekete geçmesi demektir. Silahlı örgüt matuf eylem ile harekete geçmiş olur. Matuf eylem (dolayısıyla matuf suç); silahlı örgütün, amaca yöneldiğinin en büyük ve kesin delilidir. Matuf suç işleyen bir örgüt amaca yönelmiş ve elverişli hale gelmiş olduğundan silahlı örgüt olarak kabul edilir.

Matuf eylemin karşılığı olan matuf suçlar TCK’nın 302, 309, 311, 312.maddelerinde düzenlenen suçlardır. Bu maddeler aslında silahlı örgütlerin amaç suçlarını da oluşturan maddelerdir. Bu maddelere dikkat edilirse, sadece “teşebbüs aşamasını” cezalandıran suçlar olduğu görülür. Aslında yasalarımızda silahlı örgütlerin nihai amaçlarını cezalandıran bir düzenleme bulunmamaktadır. Örneğin “Hükümeti ortadan kaldırmak” şeklinde bir suç olmayıp “Hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçu vardır. Oysaki silahlı örgütlerin nihai amacı bu dört maddedeki suçların tamamlanmış halidir. Tabi ki bir suçun teşebbüs aşaması cezalandırılmış ise bu suçun tamamlanmış halini evleviyetle cezalandırmak gerekir ve aynı madde kapsamında suç sayılır.

Silahlı örgütlerin amacını oluşturan bu maddeler Devletin vazgeçilmez olan değerlerini koruduğu için Yasa koyucu, bu amaçlara yönelik her hareketi tamamlanmış suç gibi cezalandırmıştır. Bu nedenle amaca yönelik matuf her eylem, matuf suçu oluşturur ve amaç suç işlenmiş gibi aynı maddeden cezalandırılır.

765 sayılı TCK’daki matuf suçlar 125,  131,  146,  147,  149  ve  156. maddelerdir. Eski Ceza Yasasında fikri içtimayı kaldıran bir hüküm olmadığından matuf eylemin karşılığı sadece matuf suç idi. 5237 sayılı TCK’da ise matuf eylemin karşılığı hem matuf suçtur, hem de artı suçtur.

Silahlı örgütler bu matuf suçlardan verilecek mahkumiyetle birlikte tespit edilir. Silahlı örgütü tespit etme görevi, o örgüt tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen “ilk matuf eylem” yargılamasını yapan mahkemeye aittir. Mahkeme bu tespiti o örgüt mensuplarından en az birini, vahim suçtan yani TCK’nın 302, 309, 311, 312. maddelerindeki suçlardan biriyle mahkum ederek yapar.

İlk vahim eylem yargılaması yapılan dosyanın sanığı bizzat örgüt değildir. Yargılanan silahlı örgüt mensubu olduğu iddia edilen şüphelilerdir. Bu sanıkların eyleme iştirakleri tespit edilirse, haklarında mahkumiyet kararı verilir. Ancak mahkeme, bu eylemin bir örgüt adına yapıldığına kanaat ederse, sanıkları mahkum ederken “bir silahlı örgütün varlığını” da tartışır. Ve böyle bir oluşumun diğer unsurlarını (en az üç kişi, temadi, hiyerarşik yapı gibi..) da tespit ederse buna dair bir kabul yapar. Sanıkları da bu örgütün mensubu olarak matuf suçtan mahkum eder. Örneğin bir kasten öldürme davasında, mahkeme bu eylemin silahlı bir örgütün amaçları doğrultusunda gerçekleştirildiğini tespit ederse o yapılanmayı silahlı örgüt olarak kabul ettiğini belirtip sanıkları kasten öldürme suçuyla birlikte matuf suçtan da mahkum eder.

Mahkemenin yaptığı bu silahlı örgüt kabulü ve dolayısıyla “ilk vahim suça” ilişkin mahkumiyet kararı Yargıtay denetiminden geçerek tasdik edildiği zaman “silahlı örgüt” kabulü kesinleşmiş olur.

Matuf eylem yargılaması yapılmayan veya matuf suçtan mahkumiyet kararı verilemeyen yargılamalarda silahlı örgüt kabulü yapılamaz. Çünkü bu yargılamalarda “silahlı örgüt olduğu iddia edilen” yapılanmanın “elverişli” olduğu ve “yakın ve ciddi tehlike oluşturduğu” hususları maddi olarak tespit edilemez.

B- SİLAHLI ÖRGÜT KABULÜNDE MATUF SUÇTAN MAHKUMİYET ZORUNLULUĞU VE AKLA TAKILAN SORULAR

Bir silahlı örgütün varlığı ancak matuf suçlardan (TCK 302, 309, 311, 312) verilecek mahkumiyetle birlikte kabul edilebilr. Fakat bu durum herkesin aklını karıştıran iki soruyu gündeme getirmektedir.

SORU 1; “TCK 302, 309, 311, 312. maddelerdeki suçlar, silahlı örgütlerin amaç suçudur. Örgütlerin amaç suçlarını işlemeleri şart değildir. Amaç suçtan verilecek bir mahkumiyet hükmüyle birlikte silahlı örgüt kabulü yapılması çelişki değil mi?”

Aslında “amaç suç” ve “matuf suç” kavramları karıştırıldığı için bu soru akla geliyor. Silahlı örgüt matuf eylem ile tespit edilir. Her türlü matuf eylem de amaç suçun maddesi kapsamına giriyor. Ceza Yasamızda amaç suç ile matuf suç aynı maddede yaptırıma bağlandığı için de bu karıştırma yapılıyor. Çünkü yasa koyucu amaç suça yönelik her türlü matuf eylemi de tamamlanmış amaç suç gibi cezalandırıyor. Aslında silahlı örgüt kabulü için aranan mahkumiyet hükmü amaç suç için değil, matuf eylem gerçekleştirildiği için aynı maddeden verilen matuf suça ilişkin mahkumiyet hükmüdür.

Burada şu üç suçu birbirinden ayırmak gereklidir

-Birincisi, silahlı örgütün amaç suçudur. Örn, 302.maddedir.

-İkincisi, silahlı örgütün amaca yöneldiğini gösteren ilk matuf eylemin karşılığı olan matuf suçtur. Bununla silahlı örgüt kabulü yapılır. Bu da 302.maddedir.

-Üçüncüsü, silahlı örgüt kabulünden sonra, o örgüt mensuplarınca gerçekleştirilen her türlü matuf eylemin karşılığı olan matuf suçlardır. Bunlar da 302.maddedir.

Örneğin, PKK silahlı örgüttür. Amacı, Devlet topraklarından bir kısmını ayırarak bağımsız bir devlet kurmak ve bu şekilde Ülke bütünlüğünü bozmaktır. Amaç suçu TCK’nın 302.maddesi kapsamındadır (765 sy TCK 125). PKK, uzun yıllardır bu amaçla faaliyet yürüttüğü halde, amaç suçuna hala ulaşamamıştır.

PKK “ilk matuf eylemi” ile harekete geçmiş, amaca yöneldiğini göstermiş ve silahlı örgüte dönüşmüştür. Bu ilk vahim eylem karşılığında “matuf suç” olan ve o tarihte yürürlükte bulunan 765 sy TCK 125.maddesinden (5237 sy TCK 302) verilen mahkumiyet hükmünün kesinleşmesiyle hukuken de silahlı örgüt olarak kabul edilmiştir.

PKK bundan sonra da amaç suça yönelik olarak (matuf) yüzlerce vahim eylem gerçekleştirmiş, matuf suç işlemiştir. Karakol baskını, silahlı çatışma, sivil ve askerlerin ölümü gibi. Bu eylemlerin her biri de matuf eylemdir ve karşılığı yine matuf suç olan TCK’nın 302.maddesidir (765 sy TCK 125).

TCK 314.maddesi “…. bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla” kurulan örgütleri silahlı örgüt kabul etmiştir. Maddeyle belirlenen amaç suçların hepsi teşebbüs suçudur. Oysa silahlı örgütler sadece teşebbüs etmek için kurulmazlar. Silahlı örgütün nihai amacı bu suçları tamamlamaktır. Tamamlanmış suç da aynı madde ile cezalandırılır. Yani silahlı örgütlerin nihai amaçları da aynı maddeler kapsamında suçtur. Ancak maddenin yazımından silahlı örgütlerin amacı sadece matuf suç işlemektir gibi anlaşılmaktadır. Bu nedenle de çelişki yaşanmaktadır.

Örneğin, PKK’nın amacı TCK 302.maddedeki suçtur denirse yanlış olur. O zaman PKK amacına 30 yıl önce ulaşmış demektir. Çünkü PKK mensupları 30 yıldır yüzlerce kez 302.maddedeki suçu işlemiştir. Aslında PKK’nın nihai amacı bu suçun tamamlanmış halidir. Bu nedenle PKK’nın amaç suçu “TCK 302.madde kapsamındadır” demek daha doğru olur. PKK mensuplarınca amaca yönelik gerçekleştirilen bütün matuf eylemler ise bu suçun tamamlanmasına yönelik hareketlerdir, teşebbüslerdir.

Bu üç ayrı suç aynı madde ile cezalandırıldığı için karıştırılıyor ve çelişki olduğu düşünülüyor.

SORU 2; “Silahlı örgüt suçu, TCK 302, 309, 311, 312. maddelerdeki suçların hazırlık hareketidir. Bu suçlardan mahkumiyet vermek, teşebbüs aşamasına geçildiği anlamına gelir.  Bu mahkumiyet hükmüyle birlikte silahlı örgüt kabulü yapılması çelişki değil mi? Silahlı örgütü henüz bu suçları işlemeden hazırlık aşamasında tespit edip cezalandırmak gerekmez mi?.”

Aslında burada da kavramlar karıştırıldığı için bu soru akla geliyor.

TCK 314.maddesi, TCK 302, 309, 311, 312. maddelerdeki amaç suçların hazırlık hareketidir. TCK 314.maddenin başlığı da silahlı örgüttür. Buraya kadar doğru bir yaklaşım. Bundan sonra “o halde silahlı örgüt bu amaç suçların hazırlık hareketidir” deniyor, ki bu yanlış bir kabul.

Hazırlık hareketi, örgütün kendisi değil TCK 314.maddede düzenlenen suçlardır.

TCK’nın 314.maddesindeki suçların sanığı bizatihi örgüt değildir. Örgüt zaten soyut ve hukuki bir kavram, sanık olamaz.

TCK’nın 314.maddesi örgüt mensubiyetine ilişkin suçları düzenlemektedir. Bu madde ile silahlı örgütün kurucusu, yöneticisi, üyesi, adına suç işleyeni ve yardım edeni cezalandırılmaktadır. Hazırlık hareketlerini cezalandırdığımız kişiler de silahlı örgütün bu mensuplarıdır.

Yani silahlı örgütün kendisi değil, örgüt mensubu olmak amaç suçun hazırlık hareketidir.

Silahlı örgüt mensubu olmak temadi eden bir suçtur ve TCK 314.madde gereğince cezalandırılır. Temadi devam ederken bu kişi eğer icra hareketine başlarsa artık TCK 314’den değil, teşebbüs suçu olan TCK 302, 309, 311, 312.maddelerden biriyle cezalandırılır. Hukuk diliyle “geçitli suçlar” denilen bu duruma, halk diliyle “artık bu kişi 314 aşamasını geçmiş, 302’lik olmuştur” denilebilir. Bu nedenle TCK 314 deki suçlar, amaç suçların hazırlık hareketi mahiyetinde kabul edilir. “Silahlı örgüt suçu, amaç suçların hazırlık hareketidir.” ifadesi de bu durumu anlatmak için kullanılır.

Silahlı örgütün bizatihi kendisi ile örgüt mensupları aynı anlamda kullanıldığı ve karıştırıldığı için çelişki olduğu düşünülüyor.

Silahlı örgütler amaç suça teşebbüs etmiş yapılanmalardır. Zaten bu nedenle yakın ve ciddi tehlike oluşturdukları kabul edilir. Ve örgütün yarattığı bu tehlike nedeniyle, henüz icra hareketine başlamayan mensupları dahi hazırlık hareketinden sorumlu tutulur.

Örgütün amaç suça teşebbüs etmesi demek en az bir üyesinin icra hareketine başlaması demektir. Amaç suçun icra hareketleri matuf eylem olarak adlandırdığımız fiillerdir. Matuf eylem gerçekleştiren üye TCK 302, 309, 311, 312. maddelerdeki matuf suçlardan (nihai amacın teşebbüs suçu) biriyle mahkum olunca, bu örgütün tehlike oluşturduğu anlaşılmış olur ve silahlı örgüt olarak kabul edilir. Bundan sonra o örgütün diğer mensupları hazırlık hareketinden sorumlu tutulup TCK 314.maddeden cezalandırılır.

Zaten matuf suçtan kesinleşmiş mahkumiyet hükmü de bu yüzden gerekir. Kural olarak hazırlık hareketleri cezalandırılmaz. Hazırlık hareketini cezalandırmak için o örgütün üyelerinden birinin teşebbüs aşamasına geçmesi gerekir. O zaman, o örgütün hiçbir suça karışmamış diğer tüm üyeleri sadece o örgüt içinde bulunduklarından dolayı hazırlık hareketi olan örgüt üyeliğinden cezalandırılabilir.

Silahlı örgütler, aynı amaç etrafında toplanan insanlardan oluşan bir gruptur. Bu grubun bazı elemanları amaç suça teşebbüs eder, bazısı etmez. Amaç suça teşebbüs edenler TCK 302-312.maddeler ile cezalandırılır. Her örgüt mensubu amaç suça teşebbüs edecektir de denemez.  Ancak amaç suça teşebbüs etmeyenler bile oluşturdukları tehlike nedeniyle TCK 314.madde ile cezalandırılır.

Yine PKK’dan örnek verirsek, PKK bir örgüt olarak hazırlık hareketidir denemez. PKK, Devlet topraklarından bir kısmını ayırmaya pek çok kez teşebbüs etmiştir. PKK bir örgüt olarak hazırlık değil, teşebbüs aşamasındadır. Zaten bu nedenle silahlı örgüttür. Ancak PKK’nın icra hareketine başlamayan üyeleri TCK 314.madde gereği hazırlık hareketinden cezalandırılır.

C- SİLAHLI ÖRGÜT KABULÜNE İLİŞKİN ÖRNEK YARGITAY KARARLARI

Silahlı örgütler, Devletin güvenliğine ve Anayasal düzene karşı ağır ve yakın zarar tehlikesi yaratan oluşumlardır. Yargıtay da sadece vahim (matuf) eylemler gerçekleştiren örgütlerin ciddi tehlike oluşturduğunu kabul etmektedir.  Ve bu nedenle sadece matuf suçtan verilen mahkumiyet hükmünün onanmasıyla birlikte silahlı örgüt kabulünü de tasdik etmektedir.

Aşağıya yerel mahkemelerce yapılan silahlı örgüt kabullerinin Yargıtay tarafından tasdikine ilişkin, 1996 ila 2002 yılları arasında verilen örnek kararlar eklenmiştir.

Örnek kararlardan 1, 2 ve 3 nolu kararlar silahlı örgüt kabulünü içermektedir. Yerel Mahkemelerce yapılan “matuf eylem yargılaması”nda, bu eylemlerin Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını ilga amacıyla gerçekleştirildiği ve vahim nitelikte oldukları kabul edilerek matuf suç olan 765 sy TCK’nın 146/1.maddesi gereğince mahkumiyet kararları verilmiştir. Yerel Mahkemeler ayrıca bu yapılanmaların “silahlı çete” olduğuna dair kabul de yapmıştır.

Yargıtay, matuf suçtan verilen mahkumiyet hükümlerinin onanmasına karar verirken, yerel mahkemenin “silahlı çete” kabulünü de tasdik ettiğini açıkça yazmıştır. Bu tasdiki yaparken de bu örgütlerin “amaca yöneldiğinin ve ciddi tehlike doğurduğunun, vahim nitelikte eylemler gerçekleştirmesi nedeniyle anlaşıldığını” belirtmiştir.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi silahlı örgüt kabulünü tasdik ederken bu yapılanmalar tarafından gerçekleştirilen matuf (vahim) eylemleri de tek tek yazmıştır. Matuf eylemlerin tarih, mağdur, maktül ve sanıkları açıkça yazılarak somutlaştırılmış ve Yargıtay ilamına geçirilmiştir. Ve bu eylemleri gerçekleştiren örgütün, “silahlı örgüt olarak kabulü isabetlidir” denmiştir.

Yargıtay, bu kararlarında “Sanıkların mensubu oldukları örgütün yurt genelinde yaygın örgütlenme biçimi, tespit edilen vahim nitelikteki eylemleri nazara alındığında TCK.nun 146/1.maddesi kapsamında matuf eylemleri gerçekleştirmek amacı ile oluşturulmuş SİLAHLI ÇETE NİTELİĞİNDE BİR ÖRGÜT OLDUĞU AÇIKÇA ANLAŞILMAKTADIR. Karar yerinde de belirtildiği üzere, bu amaca yöneldiğinde kuşku bulunmayan yukarıda açıklanan silahlı eylemlerin nitelik ve nicelikleri itibariyle ciddi tehlike doğurduklarının kabulü gerekmekte olup” ifadelerini kullanarak “silahlı çete” kabulünü tasdik etmiştir.

Aradaki farkın anlaşılması bakımından 4 nolu karar da eklenmiştir. 4 nolu karar daha önce silahlı örgüt kabulü yapılıp kesinleşen bir örgüt mensubunun bilahare işlediği matuf suçun onanmasıdır. Yargıtay bu kararda silahlı örgüt kabulüne girmemiştir, çünkü bu husus daha önce kesinleşmiştir. Sadece sanığın eyleminin matuf suç oluşturduğu kabul edilip  mahkumiyet hükmü onanmıştır.

4 nolu karar ile diğer üç kararın “Netice ve Kanaat” kısımlarına dikkat edilirse aradaki fark daha iyi anlaşılacaktır. İlk üç kararda silahlı örgüt kabullerinin isabetli olduğu belirtilerek matuf suç onaması yapılmıştır. 4 nolu kararda ise örgüt kabulüne girilmeden sadece o eylemin matuf suç olduğu kabul edilerek onama yapılmıştır.

Yine PKK’dan örnek verirsek, PKK’nın ilk matuf suçunun onanmasında silahlı örgüt kabulü de tasdik edilmiştir. İlk üç karar buna örnektir. Ayrıca PKK mensupları yüzlerce matuf suç da işlemiştir ve bunlar da onanmıştır. 4 nolu karar da bunlara bir örnektir.

Yargıtay, yerel mahkemelerce yapılan silahlı örgüt kabullerini tasdik ederken bu örgütlerin listesini de muhafaza eder. Bu listede her örgütün ne zaman ve hangi kararla silahlı örgüt olarak kabul edildiği kayıtlıdır. Çünkü aynı örgütün diğer mensuplarına ilişkin her yargılamada silahlı örgütün varlığını yeniden tartışmak gerekmez. Buna rağmen Yargıtay önemli gördüğü davalarda örgüt kabulünü yeniden yapabilir. Örnek olması bakımından bu listenin bir kısmı da aşağıya eklenmiştir.

Oysa şimdi gerek ilk derece, gerek bölge adliye mahkemelerinde ve gerekse Yargıtay’da, matuf eylem kabulü yapılmadan FETÖ/PDY adı verilen yapılanma, silahlı örgüt olarak kabul edilip örgüt üyeliğinden mahkumiyet kararları verilmektedir. Ancak bu kararların hiçbiri “vahim (matuf) eylemden” verilmiş bir mahkumiyet hükmünün ve silahlı örgüt kabulünün onanması şeklinde değildir. Yargıtay 16 CD ilk derece mahkemesi sıfatıyla yaptığı bir yargılamada 24.4.2017 tarihli kararı ile bu yapılanmanın silahlı örgüt olduğunu kabul etmiştir. CGK da bu kararı onamıştır. 16 CD, bu yargılamada matuf suç (TCK 312) yargılaması yapmış ancak bu suçtan beraat kararı vermiş, silahlı örgüt üyeliğinden mahkumiyet hükmü kurabilmek için silahlı örgüt kabulü yapmıştır.

Matuf eylem yargılaması yapılmayan ve matuf suçtan mahkumiyet hükmü verilemeyen yargılamalarda silahlı örgüt kabulü yapılamaz. Çünkü bu yargılamalarda silahlı örgüt olduğu iddia edilen yapılanmanın elverişli olduğu yakın ve ciddi tehlike oluşturduğu hususları maddi olarak tespit edilemez.

Yargıtay 16 CD ile CGK’nun silahlı örgüt kabulüne ilişkin bu kararları yukarıda geniş olarak açıklanan yasal düzenlemeler ile yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına aykırıdır.

16 CD bu kararında bu yapılanmanın amacını “demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükumet ve diğer Anayasal kurumları fesih edip iktidara gelmek olduğu” olarak belirlemiş, “meşru organlara ve halka karşı silah kullanmak suretiyle amaç suça elverişli öldürme, yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirdiğini” belirterek de silahlı örgüt olarak kabul etmiştir.

Ancak 16 CD’nin bu kararında “öldürme ve yaralama” olarak belirtilen ve vahim kabul edilen eylemlerin neler olduğu hususunda hiç bir açıklık yoktur. Kim, nerede, ne zaman ölmüş veya kim, hangi amaçla öldürmüş gibi somut bir eylemden bahsedilmemiştir.

Bu durumda akla bir kaç ihtimal geliyor.

-Birinci ihtimal; 16 CD, 15 Temmuz gecesi gerçekleşen öldürme olaylarını esas almış ve bu nedenle silahlı örgüt kabulü yapmıştır.

Öncelikle bu olaylar bu yargılamadaki suç tarihinden sonra gerçekleştiği için hukuken bunlar dikkate alınamaz. Ayrıca 16 CD’nin karar verdiği tarihte henüz 15 temmuzun matuf eylem yargılamaları kesinleşmemiştir. O zaman da hala derdest olan dosyalar “kesin delil” olarak hükme esas alınmış olmaktadır. Zaten 16 CD “bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar”ı  esas aldığını yazmıştır. Bu ihtimalde, peşinen 15 temmuz vahim eylemlerinin bu yapılanma tarafından gerçekleştirildiği kabul edilmiş demektir. Böyle bir kabul yapılamaz. Yargı varsayım ve önyargıyla karar vermez.

Buradaki vahim eylem yargılaması aslında kasten öldürme davasıdır. Derdest olan başka bir dosyadaki kasten öldürme sanığının amacını (Anayasayı ilga) ve suçlu olduğunu ben bu dosyada tespit ettim denemez.

-Diğer bir ihtimal 16 CD 15 temmuz dışındaki yaralama ve öldürme eylemlerini vahim eylem olarak esas almıştır. Bu durumda da bunlar hangi olaylardır, bu konularda verilmiş mahkeme kararı var mı, orada matuf eylem olarak kabul edildi mi, silahlı örgüt kabulü yapıldı mı hiç bir sorunun cevabı gerekçede yoktur. O zaman da 16 CD bilinmeyen veya açıklanmayan öldürme eylemlerini hükme esas almış demektir. Yargı rastgele kabullerle karar vermez. Kim, ne zaman vs.. öldürüldü, bu yapılanma adına mı öldürüldü sorularının cevabının kararda olması gerekir.

-Diğer ihtimal 16 CD, silahlı örgüt kabulü için matuf eylem gerekmez, dolayısıyla matuf suçtan mahkumiyet hükmü aramam demiş olabilir. Bu ihtimal öncelikle hukuka aykırı olur. Bir örgütü, terör örgütü olarak kabul etmek için bir suç işlemesi ve bunun mahkeme kararıyla tespit edilmesi gerekir. Bu zorunlu unsurdur.

Bu mahiyette olmayan yani vahim eylem aramadan verilen kararlarla bir yapılanmanın silahlı örgüt olarak kabul edilmesi hem yanlış Kanunun ruhu amacına aykırıdır.

Bu kararların silahlı örgütleri, silahlı suç örgütü seviyesine indirmekten başka bir işlevi bulunmamaktadır.

Bu kararlar gelecekte hukuken çok ciddi sorunlar çıkaracak kararlardır.

Silahlı örgütler bu kadar basit yapılanmalar olmadığı gibi silahlı örgüt kabulü de bu kadar kolay yapılamaz.

Bu tür kararların bir sonraki aşaması

Bir ilçede Hükümet konağına taş atan üç kişi de; bir başbakana yumurta atan üç kişi de; Hükümeti eleştiren çakı bıçaklı üç kişi de silahlı örgüt olarak ilan edilebilir.

Çünkü taş da yumurta da TCK 6.madde gereği silahtır ve Devlet için Hükümet için tehlike oluşturan hatta bir devlet yetkilisine silahlı eylem yapan en az üç kişi biraraya gelmiştir gibi bir kabulle her mahkeme bunları silahlı örgüt kabul edebilir.

Silahlı örgüt bir zarar tehlikesi suçudur. Ancak bu tehlikenin de “maddi bir fiil” ile ve “ciddi” olarak ortaya çıkması gerekir. Bu da vahim eylem yargılamasında tespit edilir. Bu yaklaşım her grup, her cemaat, her sivil toplum kuruluşu, her siyasi parti, her dernek, her sendikayı “Devlet, Anayasa veya Hükümet için tehlike oluşturan yapılanma”  kabul edip silahlı örgüt olarak ilan edilebilir. Böyle bir zihniyet hukuken toplum için daha tehlikelidir.

Silahlı örgütler, Kanun Koyucunun bile amaç suçlarının tamamlanma ihtimalini kabul etmediği; bir bakıma imkansız gibi görünen büyük bir amaç için mücadele eden örgütlerdir. Bu mücadelesindeki ciddiyet, kararlılık ve tehlike boyutunu “matuf eylem”den verilecek bir mahkumiyetle ölçebiliriz. Bunun dışındaki kriterler varsayım, ihtimal ve şüpheyi bertaraf edemez ve yargı ihtimale binaen karar veremez.

Silahlı örgüt kabulüne ilişkin örnek Yargıtay kararları